<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788</id><updated>2012-02-16T21:00:15.101+04:00</updated><category term='Moskova'/><title type='text'>Moskova Yazıları</title><subtitle type='html'>MoskovaLife.com adresinde yayınlanmış olan yazılarımı burada toplu halde bulabilirsiniz..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>28</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5518623386243057675</id><published>2009-02-02T16:05:00.001+03:00</published><updated>2009-02-02T16:06:27.882+03:00</updated><title type='text'>ANNELER KULÜBÜ</title><content type='html'>Erkeklerin askerlik, kadınların ise doğum hikayeleri malumdur. Birkaç kişi bir araya gelince, konu mutlaka buralara gelir. Anne olmuş veya olmak üzere olan, ya da bir gün mutlaka olmayı isteyen her kadın da yakınındakilerin hamilelik ve doğum macerasını en az bir kez duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip bir durumdur annelik. Akılla açıklanması pek mümkün olmayan duygular yoğunluğudur. Minik bebeği içinizde hissettiğiniz o an başlar ve ömürlüktür. Aklınızın ve yüreğinizin büyük bir bölümünü kaplarken, artık hayatınız minik yavrunuz için yaşanır. Onsuz nefes alamaz, onun başına gelebilecek her türlü kötülüğe karşı çelikten bir kalkan olursunuz adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak da bu eşsiz duyguyu önünüze gelen herkesle paylaşmak istersiniz. Karşınızdaki anne ise işiniz kolay; sizi en iyi bir anne anlar çünkü. Anne olmayan biri içinse siz, aklını çocuğu ile bozmuş, 3 lokma daha fazla yemek yedirmek için türlü numaralar çeviren, çocuğu iki kez hapşırsa telaşlanan, aşırı tepkiler veren ve haberlerde ölen ya da şiddet gören çocukları gördüğünde ağlayan garip bir insansınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç anne bir araya gelirse konu dönüp dolaşıp çocuklara gelir. Hele aynı yaşlarda çocukları olanlar için terapiye dönüşür buluşmalar. Doğumundan yemek alışkanlıklarına, yaş sendromlarından uyku düzenine kadar bir çok şey konuşulur. Kaçıncı ayda neler yaptığı, ilk dişinin çıkışı, ilk kelimesi hep paylaşılır. Ve en garip olanı da kimse bundan sıkılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen çok sık gördüğünüz arkadaşlarınız ve çocuklarına da müdahale hakkını duyarsınız; anne olmanın bir diğer yan etkisi de bütün çocukları kendinizin  doğurduğunu sanmanızdır zira. Hele yeni anne olmuş biri gelirse karşınıza, tüm tecrübenizi bir anda aktarmak istersiniz. Hatta farkında olmadan ileri gider ve “onu öyle yapma, böyle yap” moduna girip kendinizi kaybedebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’da da tam olarak adlandırmadığımız bir kulübümüz var bence. Hamilelerin doğum yapacakları en iyi hastaneyi bulmalarından iyi bakıcılara kadar; kreş, okul, doktor gibi birçok konuda inanılmaz bir paylaşım ağı kurduk zamanla. Kendimizden sonrakiler zorluk çekmesin diye de var gücümüzle her dara düşene yardım etmeye çalıştık, elimizden geldiğince. Çünkü herkes gibi biliyoruz ki, bu hayatta çocuklarımızdan değerli bir şey yok ve yine biliyoruz ki bu bir ömür böyle olacak.. Çocuklarımız bir gün anne-baba olsalar bile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**********************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;KINALI KUZUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yiyor, ne içiyorsun&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Elde değil aklım sende&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gece çok geç yatıyorsun&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gelde bi demli çay iç bende&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Olmadı akşam yemeğe yetiş bari&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yolunu gözlüyor Perihan Hanım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu ayrı ev işine alışamadım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sızlıyor ince ince sol yanım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;A nenni nenniKınalı kuzum&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyüdün de adam mı oldun &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yanağı pembem, dudağı kirazım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gözü okyanusun iyi ki doğdun &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu yürek çarpıntısı ömürlük biliyorsun&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyümedin hiç gözümde&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bebeğim sen ne diyorsun&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir dualık mesafedeyim&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ne zaman sıkışırsan yanındayım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ha bu arada soğudu havalar aman ha &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Üşütme yine, kurbanın olayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEZEN AKSU&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5518623386243057675?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5518623386243057675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5518623386243057675' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5518623386243057675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5518623386243057675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2009/02/anneler-kulubu.html' title='ANNELER KULÜBÜ'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-543873333827825600</id><published>2009-02-02T16:04:00.001+03:00</published><updated>2009-02-02T16:05:15.913+03:00</updated><title type='text'>BİR KENTE YABANCI KALMAK..</title><content type='html'>Uzun zaman yabancı bir ülkede yaşayınca insan, bazı sorulara oldukça sık maruz kalıyor. “Alıştınız mı?”  ise bunların başında geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi seneyi geride bırakmak üzereyken, artık bu soruya rutinleşmiş “evet” cevabımı veremiyorum. Bunca yıldır burada yaşıyorum; zaman zaman çalıştım, bolca gezdim, çok mutlu oldum, bazen acı da çektim; çok insan tanıdım, birçoğunu anlamadım; güldüm, eğlendim, ağladım... Tüm bu süreç boyunca ben hep “alıştım” dedim. Ama artık bundan da pek emin değilim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı bir kentte yabancı biri olmak tuhaftır. Bir türlü dokusunu hissedemez insan, kendinden geçercesine anlayamaz, sesini duyamaz, renklerini göremez. Yani kendini o kente veremezse insan, o kent de ona birşey veremez bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de uzun zamandır alışverişimizi kestik Moskova’yla. Ben onu dinlemekten ve anlamaya çalışmaktan vazgeçtim herhangi bir zaman, o da beni içinden püskürttü. Ve bu zaman boyunca birbirine nezaketen tahammül etmek zorunda kalanların sıkıntısıyla yanyana yaşadık. Sevgi değil ama saygı içeren, karşılıklı hoşnutsuzluk içinde ve mesafeli geçti bu son dönem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bunun asıl sebebi, aslında en başından beri bir başka kente ait olmam, aklımın ve ruhumun hala orada olmasıydı. Bir zamanlar ardıma baka baka ayrıldığım şehrimin benliğinde takılıp kalmam ve sanki bu yeni ve soğuk şehre alışarak İstanbul’a ihanet edeceğim hissi, bütün gerçek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süren yabancılık durumlarında insan yavaşça katılaşmaya, aklındakileri puslandırmaya ve hatta hafif hafif uyuşmaya başlıyor. Ani bir şok ya da bir kararlılık hali baş göstermezse eğer, farkında olmadan gömülüp gitmek ve bir yerlerde kaybolmak işten bile değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki Moskova’yla yeni baştan tanışmak iyi gelir bu halime; sil baştan başlamak gerek bazen. Bir yedi yıl daha geçirebilme ihtimaline karşın arayı fazla da soğutmamak gerek diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden bu yılbaşı Moskova’dayız hep beraber. Herkesin memleketine veya tatil yerlerine giderek boşaltacağı şehrin sakin halinin tadını çıkartmak, ve yeniden bir adım atmak için; bunca yıllık yarenliğin hatırına..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-543873333827825600?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/543873333827825600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=543873333827825600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/543873333827825600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/543873333827825600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2009/02/bir-kente-yabanci-kalmak.html' title='BİR KENTE YABANCI KALMAK..'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-8852073801319449185</id><published>2009-02-02T16:03:00.001+03:00</published><updated>2009-02-02T16:04:41.051+03:00</updated><title type='text'>MED-CEZİR</title><content type='html'>Gurbette yaşayanların en büyük ortak paydası, elbette ki memleket özlemidir. İster koşa koşa, isterse mecburiyetten gelmiş olsun insanlar, kimsenin inkar edemeyeceği ve kopamayacağı kocaman bir anavatan gerçeği vardır ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başta çok etkili hissetmez insan; başka bir ülkenin kültürü, değişiklikleri büyüler çünkü. Kendi ülkesiyle karşılaştırmalar yapar ve kazanan hep gurbet vatandır. Zamanla inceden inceye gelir sızı, büyür özlem. Ve gitmeler gelmeler arasında öyle bir an gelir ki, gidemez/kalamaz olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bu gel-gitler beni de vuruyor ne yazık ki.. Her seferinde aklımın ve kalbimin bölündüğünü görebiliyorum. Evim burda, benliğim orda; hayatımın şimdiki zamanı burası; geçmiş ve gelecek orası. Bu çözümsüz sorun kalplerimizin vazgeçilmez yükü, bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek iklim, dil ve kültür farkı, gerekse yaşla beraber gelen köklü bağlılık duygusu, insanı gün sayar hale getiriyor. Henüz dönmüş bile olsanız, geri sayım başlıyor zihninizde, yüzlerce günden geriye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en acı gerçek de, bu gidiş gelişler sonrasında ruhunuzda kalan ve gittikçe derinleşen boşluk ve aidiyetini yitirme duygusu oluyor. Bunu ne kadar sık giderseniz o kadar yoğun hissediyorsunuz. İki taraftaki hayatı da ıskalamamaya, hem ordakilere hem de burdakilere yetmeye çalışarak müthiş bir çaba gösteriyorsunuz, farkında olmadan. Bu da insanı çok yoruyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarınız bir yanda kalabalık, eğlenceli ve bol hediyeli günler geçiriyor, kendi dilinde ve kültüründe, bir yanda da anlaşamadıkları insanlarla arada sırada bir araya gelerek, çoğunlukla da evde sessiz günler geçirir oluyor. Ve o küçücük beyinleri bu işi çözemediğinden bazı dışavurumlar başgösteriyor, kaçınılmaz olarak; bazen uyku veya yemek düzeni bozuklukları, bazen de hastalık olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgün kendi üç oda bir salon ve geniş balkonlu evlerimizde yaşamanın hayalini canlı tutarak, burada gün saymaya devam ediyoruz içimizden; bilmemkaçbinüç, biniki, binbir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!&lt;br /&gt;Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Kemal  Beyatlı (İstanbul’umuza)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-8852073801319449185?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/8852073801319449185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=8852073801319449185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8852073801319449185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8852073801319449185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2009/02/med-cezir.html' title='MED-CEZİR'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-3676777889961254508</id><published>2009-02-02T16:02:00.001+03:00</published><updated>2009-02-02T16:03:48.780+03:00</updated><title type='text'>MANİK DEPRESİF HAYATLAR</title><content type='html'>Hayatın vazgeçilmezlerindendir iniş çıkışlar. Her zaman aynı şekilde gülmez insana kader; yeri geldiğinde yüksek şelaleler gibi cömert akan talih, bir saat içinde akışı tersine çevirip yerle yeksan edebilir herşeyi. Tüm bunlar her an herkesin başına gelebilir; yani hayat, kendi adaletini de içinde barındırır aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde “yürü ya kulum” denince bir insana inanılmaz mutlu, zengin, popüler veya başarılı olabilir. Bu yıllarca da sürebilir. Ta ki bir gün bir yağmur suyuna kurban olana kadar, sahip olunan herşey ve herkes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burda isyan gelir; ama hani herşey güzeldi, hani seçilmiş insanlardık biz? İşte inanılmaz gerçek dupduru bir şekilde karşımıza dikilir: Herkes aslında eşittir; yaşam sırasında bazı iniş çıkışlarda karşılaşıp birbirimizi tanımasak da, tek gerçek olan ölüm karşısında hepimiz tek tek sıraya girmek zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manik depresif bir ruh haliyle çok sıkı yaşayan biri olarak, benim gibi bir çok insanın da kendi içinde iniş çıkışlar yaşadığı dönemlerin başgöstermesinin kaçınılmaz olduğunu bilirim. Özellikle Moskova’da, gitmek ya da gitmemekle başlayan ve benzer başka kararsızlıkları da  taşıyan ikilemler, insanın kafasında giderek büyüyen bir çığ haline dönüşebiliyor, zamanında çözümlenemezse eğer. Tam harika sanarken hayatı, birden bir sevimsizlik yüzünü gösterebilir veya tam da dibe vurduğunu sanırken insan, minicik bir ışık nasıl da tersine döndürüverir, çoktan durduğunu sandığınız dünyanızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu anların, tepeden inen acemi kayakçı misali nasıl da tedirgin edici bir hız ve şaşkınlıkla geçtiğini görürken, aslında içten içe bir an önce tökezlemek de ister insan, gizliden gizliye. Dibe vurmak da gereklidir çünkü bazen, yeniden su üstüne yükselebilmek için dipten güç alınmalıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat her zaman insana her istediğini, istediği anda vermeyebilir, ancak ümit denilen muhteşem duygudan yoksun kalmamak adına tüm karanlıklar derin bir tevekkülle atlanabilmelidir. İşte tam da bu yüzden, unutmaktan korktuğum tek bir cümle var beynimin bir köşesinde duran: “En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******************&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hadi yüreğim ha gayret&lt;br /&gt;Hele sıkı dur, hele sabret.&lt;br /&gt;Başını eğme dik tut,&lt;br /&gt;Bu bir rüyaydı farzet..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezen Aksu&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-3676777889961254508?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/3676777889961254508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=3676777889961254508' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3676777889961254508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3676777889961254508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2009/02/manik-depresif-hayatlar.html' title='MANİK DEPRESİF HAYATLAR'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-7475879194514251027</id><published>2009-02-02T16:01:00.001+03:00</published><updated>2009-02-02T16:02:33.240+03:00</updated><title type='text'>ALTIN SONBAHAR</title><content type='html'>Sıcak bir akşamüstü güneşi vururken odama şu anda, ılık, güzel bir huzur kapladı içimi birden. Tatil akşamlarının sakinliğini de barındıran, mis kokulu bir sonbahar güneşi bu, saçlarımda dolanan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumdan beri sevmişimdir hazan mevsimini, bir sonbahar çocuğu olmamla da alakalı olarak. Yaklaşan doğumgünümün getirdiği buruk sevinci tamamlıyor belki de bu mevsim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da bu kadar huzurlu değildir oysa ki bu aylar; yağmur, trafik, açılan çukurlar ve gri bir renktir aklımda kalan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa burası kızılın her renginin oynaştığı bir kent bu aralar. Her ne kadar yaklaşan kıştan ürksek de, bu güzelliği görmemek mümkün değil. Yerler sapsarı, dökülen yapraklarla kaplı çünkü.. Ağaçlar ise dört mevsimin rengini birden giyinmişler, son bir oyun oynuyorlar sanki, henüz tüm yaprakları düşmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne giyeceğini bilemediği için kat kat kıyafetlerle dolaşan ve her an bastırabilecek yağmura karşı ellerinde şemşiyeleriyle, rengarenk insanlar var etrafta. Henüz kalın, koyu renkli, sevimsiz paltolara ve içi yünlü botlara geçiş olmamış. Kapı önlerinde durup ön iliklemek, şapka ve eldiven taşımak için biraz daha vakit var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde anlamsız kıpırtılar da oluşur insanın bu vakitler. Yazı uzatmaya çalışarak Türkiye’ye son gidişler, kıştan önce enerji depolamak için harika bir fırsattır çünkü. Yılbaşına kadar olan son üç ay için gerekli şarj ekipmanı ordadır zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir sonbaharda, yine yaklaşan bir doğumgünümde kaçınılmaz olarak başlayan hesaplaşma zamanıdır bir de benim için ... Eksi bilmem kaçıncı yılıma girerken, ömrümün sonbaharını da aynı duygular, aynı keyif ve heyecan içinde geçirebilmeyi ümit ederek, Moskova’nın bu tatlı altın sonbaharında, en sevdiklerimle olmanın tadını çıkarmaktayım... İstanbul’a yakında kavuşabilmek hayalini de içimde bir yerlerde sıkı sıkı tutarak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-7475879194514251027?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/7475879194514251027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=7475879194514251027' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7475879194514251027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7475879194514251027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2009/02/altin-sonbahar.html' title='ALTIN SONBAHAR'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-8817162562974553585</id><published>2008-09-25T15:55:00.000+04:00</published><updated>2008-09-25T15:56:02.478+04:00</updated><title type='text'>MOSKOVA`DA ÇOCUK BÜYÜTMEK</title><content type='html'>Anne ve babalar için dünyadaki en değerli şey şüphesiz ki çocuklarıdır. Onlara maddi-manevi iyi bir gelecek sunabilmek içindir bütün çabalar hep. İyi bir eğitim ise herşeyden önce gelir kaçınılmaz olarak. İyi okullarda okusun, birkaç yabancı dil öğrensin ki ileride iyi bir iş sahibi olabilsin, hayatını bolluk içinde geçirsin isteriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarını yabancı bir ülkede büyütenler içinse eğitim, daha büyük önem taşır. Karar vermek zorunda olduğumuz konular daha farklıdır. “Çocuklarımız hangi dilde eğitim almalı?”, cevaplaması oldukça zor bir sorudur. Çünkü Rusça okumaya başlamış bir çocuğu 3-4 yıl sonra Türkiye’ye götürmek durumunda kalabilirsiniz, ani bir karar ya da bir zorunlulukla. Çocuğunuz hem eksik eğitim almış hem de kafası oldukça karışmış olabilir. Peki ya uluslararası bir eğitim? Örneğin her ülkede denklikleri olan İngiliz veya Amerikan okulları? Ne yazık ki onlara da oldukça yüksek ücretler ödemek ve karşılığında da çok kaliteli bir eğitim alamadıklarına tanık olmak durumunda kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki  bu konulara kafa yormamız için önümüzde uzun yıllar var, diye düşünüyordum ki, 21 aylık oğlum minikler için oyun okuluna başladı bile geçen hafta. Haftada 2 kere, birer saat anne-çocuk bir arada eğleniyoruz. Kesinlikle hem çocukların okula, arkadaşlara, paylaşmaya ve disipline alışması için erken yaşta yumuşak bir geçiş oluyor bu, hem de evde sadece annesiyle oynamaktan sıkılan çocuklar için büyük bir değişiklik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün büyük bir heyecan yaşadık hep beraber. Ve okula gittiğimiz an anladım ki ciddi bir sorunumuz var; dil! Oğlumuz doğduğundan beri hemen hemen sadece Türkçe ile haşır neşir olduğundan, ufak tefek kelimeler dışında Rusça’ya tamamen yabancı. Aslında bu bizim bilinçli bir seçimimiz. Oğlumuzun erken konuşmasında, tek bir dil duymasının önemi büyük bana kalırsa. Ayrıca kendi bozuk Rusça’mla onun minik beynini karıştırmaktan da kaçındım açıkçası. Ancak kreşte öğretmenleri anlamamasından dolayı bazı sıkıntılar yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’daki bütün Türk çocukları bu aşamalardan geçti mutlaka, ve hepsi de kısa sürede uyum sağladılar bu duruma. Çocuklar biz yetişkinlerden farklı olarak çok daha yalın olduklarından, kısa sürede ortak frekansı yakalayabiliyorlar. O yüzden kısa sürede bu sorunu atlatacağımıza inanarak devam ediyoruz derslere. Ancak yaklaşık 4 sene sonra, yani ilkokula başlama zamanı geldiğinde ne yapmak istediğimizi yavaş yavaş düşünmeye başladık. Ömrümüzün sonuna dek burada kalmayı planlamadığımızdan, o zaman gelmeden dönmemiz gerektiğinin farkındayız artık. Ama Türkiye’deki eğitim sisteminin karmaşıklığı ve değişkenliği de bizi korkutuyor, bir yandan. Kısacası henüz vakit varken birçok alternatifi değerlendirmek ve her iki seçeneği yaşamış insanlarla derinlemesine konuşup doğru kararı vermek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En değerli varlıklarımızı, hayata en güzel şekilde hazırlayabilmek hepimizin tek dileği bence...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-8817162562974553585?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/8817162562974553585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=8817162562974553585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8817162562974553585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8817162562974553585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/09/moskovada-ocuk-bytmek.html' title='MOSKOVA`DA ÇOCUK BÜYÜTMEK'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-2361092294027088033</id><published>2008-09-25T15:54:00.000+04:00</published><updated>2008-09-25T15:55:15.544+04:00</updated><title type='text'>OLMAZ OLMAZ DEME HİÇ..</title><content type='html'>‘Büyük lokma ye, büyük söz söyleme’ demiş atalarımız; zaten genelde her duruma uyan bir atasözü bulmada oldukça iyiyizdir. Ama bu, gerçekten de çoğu kez yürekten tekrarladıklarımdandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar, doğaları gereği, gelecekle fazla ilgilidir. Belki bilinmemezliği, belki gelecek günlerin kötü olabileceği korkusu, belki de sırf meraktan... Hatta geleceği yakalamaya çalışırken günü kaçırdığımız da olmuyor mu çoğu kez? Bu yüzden de planlar yaparız hep, daha doğrusu atıp tutarız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes gibi ben de çok büyük konuştum zamanında. Bunların en ciddisi evlilik hakkındaydı. Evlenmek delilerin işiydi, ben hangi akla hizmet evlenecektim, ancak belki kırmızı kar yağdığında... 26 yaşında evli buldum kendimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul da büyük laflarımdan nasibini aldı hayatımda; bundan başka şehirde asla yaşamazdım ben, ne iş ne de başka sebepten dolayı, dünyanın en güzel şehrinde yaşamanın ayrıcalığı var işte daha ne olsun... 6,5 yıldır rüyalarımda İstanbul!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaramaz çocukları olan anne-babalar da hedefimdeydi. Çocuklarını şımartıyor ve rahat davranmalarına göz yumuyordu bir çoğu, çocuk yetiştirmekten anlamayan ne çok insan vardı, oysa ne kadar zor olabilirdi ki... 1,5 yaşındaki oğlum tam bir haydut!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’ya sadece 3 sene için gelmiştik, 5-6 yıldır burda yaşayanları anlamam mümkün değildi. İnsan neden burda yaşasındı ki... Şimdi bizi buraya bağlayan zorunluluklardan sıyrılmışken, olduğumuz yerdeyiz ve hatta gittikçe daha fazla yerleşmekteyiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sürprizlerle dolu gerçekten de. Kimin başına, ne zaman, neyin geleceğini bilmek ve bunun üzerine planlar kurmak ne yazık ki mümkün değil. Kadere teslimiyet de garip bir huzur veriyor insana; yoluna çıkanlara şaşırmamak ve herşeyin bir sebebinin olduğuna ikna olmak derin bir tevekküle götürüyor. Bu yüzden artık hiçbir şeye “olmaz” demiyorum; olabiliyor çünkü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-2361092294027088033?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/2361092294027088033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=2361092294027088033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2361092294027088033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2361092294027088033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/09/olmaz-olmaz-deme-hi.html' title='OLMAZ OLMAZ DEME HİÇ..'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5022758160938596912</id><published>2008-09-25T15:53:00.000+04:00</published><updated>2008-09-25T15:54:38.563+04:00</updated><title type='text'>MOSKOVA’DA EV HALLERİ</title><content type='html'>Moskova’da yıllardır yaşayıp da ev alamamış olan herkes gibi biz de bu konudan oldukça muzdaribiz. Bunca yıldır ödediğimiz kiralarla çok rahat bir ev alabilirdik oysa ki. Ama burada bu kadar uzun kalacağımızı tahayyül edemezken, öte yandan da zamanında üç kuruş olan evlerin bugün onüç kuruş olması bizim asla öngörebileceğimiz bir şey değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay önce evsahibimizin bir telefonuyla bizim de gündemimiz bu konu oldu maalesef. Evini satmak istediğini, bir ay içinde evden çıkmamız gerektiğini söyledi. İlk şoku atlatır atlatmaz kıdemlı emlakçımız Larissa ile birlikte koyulduk ev aramaya. Moskova’da evlerin camlarına “sahibinden kiralık” ilanları asılmadığından tek alternatifimiz, bir kira bedeli karşılığında seve seve (!) yardımcı olan emlakçılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’da son yıllarda inanılmaz artan enflasyon, emlak fiyatlarına da yansımış ne yazık ki. Orta halli, eli yüzü düzgün bir ev bulmak için çılgın fiyatlar ödemeniz gerekiyor artık. Kiralar da dolar karşısında değerini koruyan ruble üzerinden istenince, bizim gibi dolarla maaş alanların hanesine bir dezavantaj daha ekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle emlakçınıza ne istediğinizi tam olarak anlattığınızdan emin olmanız gerekir; aksi halde hiç size uygun olmayan evler görüp moralinizi bozmanız işten bile değil. Evin yeri, metroya yakınlığı, çevrenin sakinliği, otopark durumu, girişinin temizliği vs gibi konulardan sonra içi yeni yapılmış, temiz, sade ve eşyasız bir ev bulmak için bol bol şans ve sabır gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşındıktan sonra yeni eve sığabilmek için bazı düzenlemeler, çanak anteninizin sökülüp takılabilmesi için bir dolu mücadele ve yeni komşularınızın sizin sınırlarınızı denemesi gibi ufak (!) konulardan sonra en az bir yıl için derin bir nefes alıp güle güle oturun. Zira gelecek yıl sizden %50 zam veya sudan bir sebeple çıkmanızın istenmemesinin bir garantisi yok. Bu kadar masraf yaptıktan sonra kısa bir süre içinde yeni bir taşınmaya dayanabilir miyiz bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım bu, bu ülkedeki son taşınmamız olur. Darısı İstanbul’a taşınmaya....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Şişli’de bir apartıman&lt;br /&gt;Yoksa eğer halin yaman..&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5022758160938596912?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5022758160938596912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5022758160938596912' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5022758160938596912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5022758160938596912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/09/moskovada-ev-halleri.html' title='MOSKOVA’DA EV HALLERİ'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-2141677336910149536</id><published>2008-09-25T15:52:00.000+04:00</published><updated>2008-09-25T15:53:11.063+04:00</updated><title type='text'>HAZANIN HÜZNÜ</title><content type='html'>Uzun bir aradan ve vuku bulan birçok değişiklikten sonra tekrar merhaba. Önce ev değiştirme ardından da yaz tatili derken yaklaşık üç aydır yazamadım; umarım kaldığımız yerden devam edebiliriz artık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tipik bir Moskova yazı daha geride kalıyor şu günlerde, gelmeler gitmeler, kavuşmalar ayrılıklar derken burada kalan arkadaşlarla yeni bir kışa ve yıla hazırız artık. Sonbahar hep bir hüzün taşır zaten kendi içinde. Ancak biz gurbettekiler için daha da acıdır hep. Güzelim ülkemizin mis gibi denizlerinden çıkıp Moskova’nın serin ve gri akşamüstü havasına gelmek hiçbirimizin bayıldığı bir tercih değil, doğal olarak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçıncı kışımıza giriyorsak girelim, ortak olan ve değişmeyecek tek bir şey var bence aramızda; hepimiz biraz depresifiz şu günlerde. İşte benim asağıda yıllar önce yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere, değişen birşey yok Moskova sonbaharında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hazanın hüznü geldi yine içeri,&lt;br /&gt;Beklenmeyen konuk, istenmeyen gelin misali”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen rüzgar, içimi ürperttiği yetmezmiş gibi, neşemin sebebi yeşil-sarı yaprakları da koparıyor dallarından. Sanki her düşen yaprak, güzel yazdan bir adım daha uzaklaştırıyor beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedensiz bir ağlamak dolduruyor içimde yazın boşalan yerini. Sevmekten aciz, güneşe küs, eli-dili bağlı bir hava bu, karanlık güne hakim olan. Yaşamaktan soğutan, anlamsız bir öfkeye bulanıyorum istemeden. Mutsuz, tatsız, siyah-beyaz bir film artık yaşam denilen. Aylarca süreceğinin bilincinde bir arsızlıkla geliyor yanıma. Kaçışın olmadığı, çıkışın kaybolduğu, yazık, çok yazık geçecek bu kış da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senenin de tek tesellisi olacak şu iki satır:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ne de olsa kışın sonu bahardır,&lt;br /&gt;Bu da gelir, bu da geçer ağlama...”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kışı da hep beraber atlatabilmek dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-2141677336910149536?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/2141677336910149536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=2141677336910149536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2141677336910149536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2141677336910149536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/09/hazanin-hzn.html' title='HAZANIN HÜZNÜ'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5170885601942407297</id><published>2008-09-25T15:50:00.000+04:00</published><updated>2008-09-25T15:52:18.214+04:00</updated><title type='text'>GURBETİN AVANTAJLARI</title><content type='html'>Gurbette yaşamanın çok ama çok zor olduğunu anlatıp duruyoruz hepimiz. Sevdiklerimiz yanımızda değil, evlerimiz ve eşyalarımız geçici, havasını ve suyunu sevdiğimiz ülkemiz bizden uzakta.. Yabancı bir ülkede olmanın binbir türlü zorluklarını sıralayabiliriz. Bir de işin farklı yönü var aslında; gurbette yaşamak bazı açılardan bir çok avantaj barındırmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan en güzeli hep özlenmemizdir. Aralıklı ve kısıtlı süre için buluşabildiğimizden, arkadaşlarımız ve ailemiz bizleri hep çok özlerler ve gördüklerine sevinirler. Yanlarında pek fazla  kalamadığımız için de bizden sıkılmaya bile fırsat bulamadan yeniden özlem dolu aylar başlar. Bu sürekli özleme hali de, birlikte geçen vakitlerin kalitesini artırmaya ve hep özel ortamlarda bulunmaya götürür biz ‘daimi misafirler’i. Sevdiğimiz yemekler biz gelmeden hazırdır çoğu kez; kilo alıp geri dönme korkusuyla da olsa yemeden duramadığımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz daha memlekete varmadan buluşma planları yapılır, bütün dostlar bizim için toplanır ve mekan seçimi de genelde boğaz kenarı olur; deniz kokusundan uzak kalan ayların acısını çıkarmak için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle büyük şehirlere gidenler, orada yaşayanların en büyük sıkıntısı olan yoğun trafik saatlerinden de kaçınarak, kendi memleketlerini turist tadında gezerler ve alışveriş merkezlerinin sakin ve rahat saatlerinde keyifle dolaşırlar. Hediye almak ve vermekse bütün bir tatil boyu sürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir ülkede yaşarken de, kendi ülkemizde yakından göremeyeceğimiz bir çok ünlüyle sıcak temas kurabilmemiz şüphesiz oldukça keyif verici. Türkiye’de Tarkan’ın kaldığı oteli bulmanız ve onun etrafını çevreleyip sohbet etmeniz ne kadar mümkündür sizce? Veya Sertab Erener’i en önden seyrederek, hatta elini tutarak şarkılarına eşlik etmek kaç kere gerçekleşebilecek bir olaydır? Peki ya Şener Şen’le Nazım Hikmet’in mezarı başında sohbet etmek veya bir bakanla derin mevzulara girmek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası hep sızlandığımız gurbetin bize sağladıklarını yabana atarsak nankörlük etmiş oluruz bence...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Enka 50. yıl kutlamalarındaki Sertab Erener konserinin etkisiyle yazılmıştır bu yazım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAAĞAÇ&lt;br /&gt;Yar gidiyor musun?&lt;br /&gt;Gitme; içimde bir korku var&lt;br /&gt;Biliyor musun?&lt;br /&gt;Böyle başlar ayrılıklar.&lt;br /&gt;Gel biraz, kokunu bırak&lt;br /&gt;Baharımı al, soğuktur oralar&lt;br /&gt;Ağlıyor musun?&lt;br /&gt;Ağlama, hayırlar uğurlar..&lt;br /&gt;Gurbete giden döner mi dönmez mi?&lt;br /&gt;Belli değil bilirim&lt;br /&gt;Ben bir karaağaç gölgesi buldum,&lt;br /&gt;Cebimde ümitlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEZEN AKSU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5170885601942407297?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5170885601942407297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5170885601942407297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5170885601942407297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5170885601942407297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/09/gurbetin-avantajlari.html' title='GURBETİN AVANTAJLARI'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-8613690882304462279</id><published>2008-04-21T23:51:00.001+04:00</published><updated>2008-04-21T23:51:59.952+04:00</updated><title type='text'>BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA</title><content type='html'>Çoğumuz küçüklüğümüzü tatlı tebbessümlerle anarız. Dertsiz, tasasız, korunaklı bir şekilde, işimizin gücümüzün oyun olduğu yaşlarımız... Yürümek yerine neden koşar çocuklar ya da niye uyumak hep eziyettir onlar için, hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aceleleri vardır çünkü, vakit kaybına tahammül edemezler. Teneffüs zili çaldığı gibi sınıftan fırlayıp bahçeye atarlar kendilerini. Tatil günleri bile erkenden kalkarlar, izlenecek çizgi filmler vardır zira; uyuyarak heba edemezler günlerini. Bir an önce büyümek isterler. Doğumgünlerinde yaşlarını bir fazla söylerler, sanki gerçekten büyümüşler gibi.  Ve hep büyüdüklerinde yaşayacakları hayatı hayal ederler; doktor, öğretmen ya da dansçı olurlar ama mutlaka en iyisi, en güzeli ve en başarılısı olacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gerçek hayat çocuk hayalleri gibi değildir çoğu kez ne yazık ki. Büyüdükçe anlar insan, bir yerlerde geri dönmek ister o kaçtığı masum yıllarına; zaman dursun, sevdikleri hep yanında olsun, hastalıklar, ölümler, acılar, sıkıntılar yaşanmasın ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken geçim sıkıntısı ancak istediğimiz bir şey alınmadığında bizi ilgilendirir, hastalıklar genelde hafif ilaçlarla atlatılır, gerçekten çok yaşlılar dışında kimse ölmez çünkü. En büyük kavgalar bir kaç saat içinde unutulur, küslükler üç-beş günü geçmez. Şarkılar çok eğlencelidir, sözleri hiç de can yakmaz. Ve dünyanın en korkunç olayı muhtemelen harika bir oyundan eve çağrılmamızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ciddi acı, ilk aşk acısı veya ilk ihanet sonrasında anlar insan gerçek hayatı. Yıllar içinde de tanıyıp öğrenmeye devam eder; her ders ağır bir darbe ve saflıktan dökülerek azalan gözyaşlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelir canı acımaz olur insanın en kötüsü de; taş olur yüreği, hissizleşir, umursamaz olur yanıbaşındaki acıları. İşte budur gerçek saflığın sonsuza dek yitirildiği an. Ve bu andır ki artık asla eskisi gibi değildir dünya, sevgi, dostlar ve hayat... Ve büyümek deriz bunun adına gururla; olgunlaşmak, hayatı anlamak, yetişkin olmak. Oysa aslolan içimizdeki çocuğun ölmesidir ve en acısı da doya doya ağlamak istediğimizde gözpınarlarımızın kuruduğunu dehşet içinde farketmemizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık yetişmek için koşmak gerekmez, uyku derin bir kaçıştır bu aşamada. Hayat bize bir can daha verseydi nasıl oynardık yeni baştan, sil baştan, onu düşünüp durmakla geçer geri kalan zaman, beyhude.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerlerde kalan minik çocuğun sesini duyabilenler sekerek yürümeye devam etmeliler o halde, büyümek zorunda kalan tüm yorgun insanlar yerine de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-8613690882304462279?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/8613690882304462279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=8613690882304462279' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8613690882304462279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8613690882304462279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/04/biz-bydk-ve-kirlendi-dnya.html' title='BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-3862847084219934068</id><published>2008-04-21T23:50:00.000+04:00</published><updated>2008-04-21T23:51:23.849+04:00</updated><title type='text'>YALANCI BAHAR</title><content type='html'>Bazen felaketler hiç beklenmedik şekillerde zuhur edip, yerini güzelliklere bırakabiliyor. Hani hep deriz ya kendimizi avutmak için, her şerde bir hayır vardır, diye.. İnsana inanılmaz bir dayanma gücü ve devam edebilme motivasyonu sağlıyor bu inanç. Hatta dillendirmek gerekirse, mutluluktan daha çok üzüntüler huzur verebiliyor insana; çünkü mutluluk, elden yiteceğine dair korkular barındırırken ve de hiç bitmemesini istediğimiz halde biteceğinden eminken biz, üzüntülere de inanılmaz bir teselli oluyor aynı mantık. Üzüntü elbet geçecek ve yerini ferah duygulara bırakacak demek gelir içimizden. Aynen dediği gibi türkünün: &lt;em&gt;Ne de olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir, bu da geçer, ağlama..&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Sonunda bir kış daha geride kalırken, ve bu bizim Moskova’daki yedinci (rakamla 7) kışımızken, gelen baharı neden daha az coşkuyla karşılıyoruz gibi geliyor bana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ısınma uzun yıllardır tüm dünyamızı, hem de bağıra çağıra tehdit etmekte ne yazık ki. Değişen iklim ve yeryüzü şekilleri, insan ve hayvan hayatlarının içinde bulunduğu korkunç ve oldukça yakınımızdaki tehlike ve en kötüsü susuzluk tehditleri altında, geleceklerini yeşertmeye çalıştığımız, çabaladığımız minicik yavrularımız.. Son yıllarda hızla artarak karşımızda duran bu küresel tehdit karşısında, binlerce yıldır insanoğlunun kendi elleriyle yaptıklarını günümüzde üç beş cılız hareketle durdurmak ve gidişatı tersine döndürmek artık maalesef çok mümkün görünmüyor bana. Zira tehlikenin farkına epeyce geç vardık kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bu son kışımızın geçip de baharın geldiğini algılamaktaki zorluğumuz da bu olgunun bir sonucudur. 7 yıl önce donduğumuz aylarda, şapka bile takmadan dolaşmak; yazlarını yağmurlar altında, sandalet bile giyemeden geçirdiğimiz bu şehirde sıcaktan fenalık geçirmek çok ciddi bir farkındalık yaratmalı bizlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bu kış daha az üşüdüğümüz ve yakıt paralarından tasarruf ettiğimiz, hatta erken gelen bahara sevindiğimiz için suçluluk hissediyor muyuz gerçekten de?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce yıldır insanlar bugünlerini ya da yakın geleceklerini güvence altına almakla yetinmeselerdi, bugün bunları yaşamıyor olacaktık bence. Bencillik, boşvermişlik ve geçici çözümlerle buraya kadar dayanabildi yaşlı gezegenimiz. Bundan sonrası hep karanlık artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın çevremde bir çok eğitimli ve hayat standartları iyi olan çift var; sırf geleceğin belirsizliği yüzünden çocuk sahibi olmaktan kaçınan. İnsan hayatının sahip olabileceği en muhteşem duygudan yoksun kalmaya razılar, kendilerinden sonra çocuklarına ne olacağını merak etmek zorunda kalmaktansa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendisine ettiği kötülüğü kimse edemez zaten. İşte hep beraber, atalarımız, dedelerimizle, kendi çocuklarımızın geleceklerini yok ettik, şimdi uzatma dakikalarında son dakika golü peşinde koşan yorgun futbolcular gibi her türlü çözüme açığız; arıyoruz, deniyoruz. Ama artık çok geç kalmadık mı sizce de?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu kadar karamsar olamıyor insan, hala ümidimiz var herşeyin düzeleceğine, bilinçli insanların artması ve yeni nesillerin bu işleri kotarması en büyük dileğimiz. Onun için biz bilinçli ebeveynlere çok iş düşüyor. Evlatlarımıza bu gezegenin sahipleri değil geçici korumacıları olduğumuzu ve en ciddi işimizin, sahip olduklarımızı kendimizden sonra gelenlere eksilterek değil arttırarak devretmemiz gerektiğini kavratmamız gerekiyor. Bunu borçluyuz en azından..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-3862847084219934068?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/3862847084219934068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=3862847084219934068' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3862847084219934068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3862847084219934068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/04/yalanci-bahar.html' title='YALANCI BAHAR'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-452880089991669266</id><published>2008-04-01T10:23:00.000+04:00</published><updated>2008-04-01T10:24:12.549+04:00</updated><title type='text'>Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur</title><content type='html'>İnsanlar kötü olaylar karşısında sükunetlerini korumak ve yola devam etmek için güç bulabilmek adına ‘sağlık olsun’ derken, aslında tam olarak neyi kastettiklerini düşünmüyorlar bence. Gerçekten o an kaybettiklerine üzülmediklerinden değil elbette; ancak sağlıklı olunduğu takdirde sahip olduklarının tadını çıkartılabildiklerine olan inançları da yeterli cevap mı acaba.. Kısacası gerçekten hayatımızın en anlamlı cümlesi bu bana göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizdekinin kıymetini kaybedince anlamamız, insanoğlunun doğası gereğidir. Sıhhatimiz yerindeyken kafamıza taktığımız en ufak meseleler, biraz ciddi bir sağlık problemiyle karşılaşınca nasıl da küçülüverirler gözümüzde. Hele bir de kendi ülkemizden alıştığımız yöntem ve muamelelerden çok çok uzakta bir yerde hasta olursak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’ya oldukça gençken geldiğimden (dünya zamanıyla 6,5 yıl geçmiş olabilir ama daha fazla gibi gelmekte bana..) aklıma bile gelmeyen bir sorundu sağlık. Hava değişimi ve kat kat giyinip, ağzımı yüzümü sararak dolaşmamdan dolayı üçüncü haftada hasta oluvermiştim. Ancak o zaman ayrımına vardığımız gerçek maalesef çok ürkütücüydü; dil bilmez, yol bilmez insanlar hasta olunca ne yaparlardı acaba? Önce yanımızda getirdiğimiz ağrı kesici ve ateş düşürücülerle denedim kendimi iyileştirmeyi. Yetmedi ortalama bir antibiyotik kullandım. Hala ayağa kalkamayınca, bir yerlerden bir Türk doktor bulup ulaştığımızda anladık ki böbreklerimi üşütmüşüm ve ancak uygun tedaviyle toparlanabildim. Ve kabusum oldu hastalık. Hatta uzun süre çocuk sahibi olmak istemememizin temelinde de bu sebepler yatmaktaydı kısmen. Ancak kalış süremizin uzaması ve oğlumuzun hayatımıza katılmasıyla korktuğumuz da başımıza geldi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlumuz ilk ateşlendiğinde İstanbul’daydık ve acemi her anne-baba gibi acile koştuk. Verilmesi gereken ilaçları ve ateş düşürme yöntemlerini öğrenerek eve döndüğümüzde uzun ve uykusuz geceler başladı. Zamanla bu durumlara alışır ve kontrol altına alabilir hale geldik. Ancak yine de uzayan rahatsızlıklar zaman zaman tedirgin etti ve bir gün Moskova’da sabaha karşı ‘03’ü aradık (bilmeyenler için 03, eve doktor getiren ücretsiz ambulans servisi). Oldukça ilgili ve güleryüzlü doktorlar gelip oğlumuzun ateşini düşürdüler, ancak 3 günü geçen ateşin sebebini öğrenmek için analiz yapılması ve mutlaka bir hastanede muayene edilmesi gerektiğini söylediler. Mantıklı geldi ve bahsettikleri çocuk hastanesine gitmeyi kabul ettik; oğlumla ben ambulansta, eşim arkada kendi arabasıyla bizi takip ederek. Hastaneye ambulansla ilk defa gittiğim için (inşallah da son olur), acilen doktorların bize bakacağının, oğlumuzun rahatsızlığını öğrenip bize yapılması gerekenleri bir an önce anlatacaklarının beklentisi içindeydim. İlk karşılaştığım sorular şunlar oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sigara kullanıyor musunuz?&lt;br /&gt;• Yanınızda çay fincanı getirdiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takdir edersiniz ki, önce şaşkınlıkla soruları cevapladım. Bu arada bulunduğumuz kata girmesine izin verilmeyen eşimle telefonda irtibat halindeydik. Kısa süre sonra bizi hastaneye yatırmak için getirdiklerini, eşimin orda kalamayacağını, gerekli analizlerin ancak ertesi gün alınabileceğini ve doktorun henüz hastaneye gelmediğini öğrendiğimde şaşkınlığım yerini kızgınlığa bıraktı. Bir dolu tartışma ve imzalanan kağıtlar sonucu oradan ayrıldık; kucağımda yorgunluktan uyuyakalmış oğlumuzla bir Fransız hastanesine gidip gerekli örnekleri verdik ve evimize döndük. Korkulacak bir sorun olmadığını telefonla 2 saat içinde bize bildirdiler ve böylece atlattığımız bu varta, zaman zaman aramızda  espriyle karışık enteresan bir anı halinde konuşulur oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı kültür ve alışkanlıların getirdiği bir takım zorluklar elbette ki yaşanmak durumunda; ancak insanın kendi alıştığı yaklaşıma maruz kalınca huzur ve güven duyması da kaçınılmaz. Grip ya da soğuk algınlığı sebebiyle hastanede yatmak bize ne kadar garip geliyorsa, minik rahatsızlıklar için doktora başvurmamak da eminim Ruslar’a garip geliyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak maaile sağlıklı ve huzurlu olduğumuzda kafamızın da rahat olması gayet doğal bir sonuç olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese sıhhatli günler dilerim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhât gibi”&lt;br /&gt;KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-452880089991669266?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/452880089991669266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=452880089991669266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/452880089991669266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/452880089991669266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/04/salam-kafa-salam-vcutta-bulunur.html' title='Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-7385662785372443566</id><published>2008-03-19T18:43:00.000+03:00</published><updated>2008-03-19T18:44:43.839+03:00</updated><title type='text'>HAYAT BİZE OYUN OYNUYOR, OLABİLİR Mİ?</title><content type='html'>Uzun zaman oldu kendimi didik didik edip kurcalamayalı, hesap kitap yapmayalı; neyi ne kadar doğru yaptığımı, nerde çuvalladığımı kendime itiraf etmeyeli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatında birçok iniş-çıkış, birçok dönemeç vardır. Bazen önemli bir karar arefesinde, önünde durduğumuz yol ayrımına bakakaldığımızda daha bir önem taşır geçmiş iç hesaplaşmalarımız. Zira kar-zarar hesabı yapmalıdır ki vicdan, bundan sonraki yola devam için gücümüz, cesaretimiz olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış girilen yolların bedellerini de aslanlar gibi öderiz, yeri gelince. Ve ancak kendimizle başbaşa kalınca ağlarız katıla katıla, çekilenlerin acısına..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bazen de herşeyi yakıp yıkıp gitmek gelir içimizden, çok uzak, çok başka, çok yalnız bir yerlere kaçmak; tek başına, açık seçik ve dürüstçe yapabilmek için bilançomuzu. Çoğu kez de başarısız oluruz; çünkü ne kadar uzağa da gitsek kendimizi de götürmüşüzdür ve neyi silerse silsin insan, bir tek kendinden kurtulamaz, ne yazık ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle zamanlarda bir sınavdan geçtiğimi düşünürüm hep; sanki bana özel yapılmış bir mazeret sınavındayım. Soran kim, kim değerlendirecek bilmeden, sadece cevaplarım deli gibi. Bir an önce geçmek isterim sanki bir sonraki dereceye, hayatım kaldığı yerden beni orada bekliyormuş sanarak. Oysa içimde bir yerlerde hep bilen bir tarafım var; “Bu bir oyun, rahat ol, gül geç” diyebilen. Hayat bize bilmem kaçıncı perdesini oynarken oyununun, biz sanki başrol edasıyla ilerliyoruz çoğu kez, aslında sayısız figürandan biri olarak hayatın sahnesinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen de duygu enkazının altından çıkmaya çalışmak yerine aniden silkinip, herşeye baştan başlamak için bir cesaret buluruz bir yerlerden. Sil baştan başlar ve sıfırlarız hayatı; yeniden atmaya başlarcasına kalp, en temiz, en güzel duyguları alır içine ilk olarak.. Ve sil baştan severiz herkesi, herşeyi; daha güçlü, daha saf ve daha derinden, herşeyi unutarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeye rağmen hala güzel geliyorsa hayat, yanınızda tutunup kalkabileceğiniz bir el varken hala ve daha yapılacak çok yanlış, silinecek çok defter var gibi geliyorsa, başlayın siz de, bir cesaret derin sularda inci tanesi aramaya... Çünkü belki de bugün o sonuncu gün ve kimbilir gidilecek ne uzak yollar var hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücün Var mı Sevgilim&lt;br /&gt;Derin Sularda İnci Tanesi Aramaya&lt;br /&gt;Cesaretin Kaldıysa Hala&lt;br /&gt;Benle Aşktan Konuşmaya&lt;br /&gt;Söyle Canım Sevgilim&lt;br /&gt;Hayat Bize Oyun Oynuyor Olabilir mi&lt;br /&gt;Yorgun Gibi Bir Halin Var&lt;br /&gt;Duyguların Karışık Olabilir mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sil Baştan Başlamak Gerek Bazen&lt;br /&gt;Hayatı Sıfırlamak&lt;br /&gt;Sil Baştan Sevmek Gerek Bazen&lt;br /&gt;Herşeyi Unutmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki Bugün Son Günmüş Gibi&lt;br /&gt;Dolu Dolu Yaşamak İstiyorum Ben&lt;br /&gt;Her Ne Çıkarsa Yoluma&lt;br /&gt;Selam Verip Yürümek İstiyorum Ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEBNEM FERAH&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-7385662785372443566?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/7385662785372443566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=7385662785372443566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7385662785372443566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7385662785372443566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/03/hayat-bize-oyun-oynuyor-olabilir-mi.html' title='HAYAT BİZE OYUN OYNUYOR, OLABİLİR Mİ?'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-8459428465591317644</id><published>2008-03-13T16:28:00.000+03:00</published><updated>2008-03-13T16:29:25.824+03:00</updated><title type='text'>DÜNYA KADINLAR GÜNÜ</title><content type='html'>Son çeyrek yüzyılda daha çok öne çıkan ‘özel günler’ kervanının belki de en gariban kalanıdır Dünya Kadınlar Günü. Çoğu ülkede bilinmez. Türkiye’de olduğu gibi, bazı ülkelerde ‘sözde’ önem verilir ve paneller, mitingler, özel televizyon programları vs. düzenlenerek kutlanır. Rusya gibi bazı ülkelerde de tatil ilan edilir, içilir, şarkılar söylenir, havai fişekler atılarak coşkuyla yaşanır. Peki bu günü diğerlerinden farklı kılan nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı olan 8 Mart 1857 tarihinde, Amerika'nın New York kentinde, tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın, düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla grevler yapmıştır. Bunu takip eden bazı gelişmelerin sonucu artık 8 Mart tarihi kadınlar için çok özel bir günmüş gibi kutlanır olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki 8 Mart’ta dünyanın dört bir yanındaki kadınlar için ne değişmektedir, kadınların ne kadarının bu günden haberi vardır, daha da önemlisi erkeklerin ne kadarı kadınların bu gününden haberdardır sizce..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm özel günlerde olduğu gibi birçok kişi bugünü gazete ve televizyonlardan takip etmekle yetiniyor bence. Rusya’da, diğer ülkelerden biraz daha farklı olmakla beraber ciddi boyutta kutlamalar yapıldığını görüyoruz. En azından kişisel olarak.. Çoğu kadın en azından bir çiçek almıştır mutlaka. Ama Türkiye’de bugün kaç kadına eşi sabah kahvaltı hazırlamış, çiçek almış, yemeğe çıkarmış ya da bugüne özel bir kutlama yapmıştır acaba? Bunları gereksiz ya da şımarıkça bulanlar olabilir; o zaman kaç kız çocuğu doğduğu için anneleri suçlanmış, kaç küçük kız berdele veya töre cinayetine kurban gitmiş, kaçı namus belasına zorla evlendirilmiş, yıllarca süren ama korkudan kimselere söylenememiş tacizlere katlanmaya devam etmiştir sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı gerçeklere gözlerimiz dolarak katlanmak durumunda kaldığımız bu zamanda kadın olmak bence 1857 yılından çok daha zor artık. Eşit şartlar hala yok; kim ne derse desin, erkek hala ve her yerde daha avantajlı. Kadın da çalışmak zorunda olduğu halde evin yükü büyük oranda kadında. Hele çocuk sahibi kadınlar için çalışmak adeta kabus. Eğitimli ya da cahil, zengin ya da fakir, genç ya da yaşlı farketmeden kadın büyük oranda fedakarlık yapmak ve yuvasında eşini ya da babasını, işyerinde patronunu ve çalışanını dengeli bir şekilde idare etmek zorunda. Ofiste iş, evinde hamarat ev kadını olmalı; gezme tozmalarda güzel, bakımlı ve zayıf, aynı zamanda da doğurgan ve anaç olmalı. Kısacası süper güçlere sahip olsak da biz kadınlar; trafikte erkek şoförlere, evde anlayışlı(!) kocalara, işyerinde ise aklı evvel kadınlarla çalışmak zorunda kalan zeki(!) patronlara yaranamayız. O yüzden bize senede bir gün bile fazla değil mi sizce!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-8459428465591317644?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/8459428465591317644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=8459428465591317644' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8459428465591317644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/8459428465591317644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/03/dnya-kadinlar-gn.html' title='DÜNYA KADINLAR GÜNÜ'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-4911200520489457670</id><published>2008-03-04T08:53:00.001+03:00</published><updated>2008-03-04T08:54:44.758+03:00</updated><title type='text'>YETER...</title><content type='html'>Uzun zamandır kalbimin katılaştığını, eskisi kadar hassas, kırılgan, sulugözlü olmadığımı farketmeye başlamıştım. Gençken insan herşeyi gerçek, herkesi kendi gibi, her söyleneni doğru sanır ya hani, ve zamanla törpülenir ya kalbi; alınan darbeler, geçirilen acı deneyimler ve açılan yanlış kapılarla. Her yeni üzüntü ruhumu usul usul kemirirken, kalbimin içi oyuk, asırlık bir çınar gibi boşlukla kaplandı zaman içinde; ve ben bunu büyümek, olgunlaşmak, hayatı tanımak gibi yalanlarla adlandırdım teselli olsun diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlumuzu evimize ilk getirdiğimizde anladım ki, içimde bir yerlerde gömülü kalmış gözyaşlarım artık kirpiğimin ucunda. Gazetelerde, televizyonda gördüğüm haberler –neşeli ya da kederli, farketmeden– gözlerimi dolduruveriyorlar artık. Özellikle bebekler, çocuklar, anneler ve ölüm varsa içlerinde... Bir keresinde Sezen Aksu’dan duymuştum, “Anne olduktan sonra, her çocuğu ben doğurmuşum gibi hissediyorum” demişti bir yerlerde. Bunun aynını hissediyorum yoğun bir şekilde ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yirmi küsür yıldır kanayan yaramız artık yüreklerimizi daha vahşice dağlıyor. Belki medyanın pompalaması, belki de tahammül sınırlarımızın zorlanması yüzünden, ülkemizin son dönemleri hep acı, hep haykırış dolu, hep ağıt yakılası.. Çenesi titreyerek ‘Vatan sağolsun’ diyen babalar, onlar ki erkek evlat sahibi olmanın gururunu sadece yirmi yıl yaşayabilmişler; ruhları bedenlerinde kalmaya direnerek ağıtlar yakan, feryat figan anacıklar, bir köşede sessizce yiten geleceklerine yanan gencecik yavuklular ve en acısı daha memeden kesilmemiş yetim kalan bebeler... Maalesef son manzaralarımız bunlar bir süredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın doğasına aykırı olan evlat acısını yaşayan her anayla beraber bir kez daha dağlandı kalbim, sanki ben doğurmuşum gibi şehit düşen bütün çocukları.. Memleketten uzak olanlar çok iyi bilirler; insanlar uzakta nasıl da aslan kesilir, nasıl da vatan aşkı taşırlar yüreklerinde, nasıl tek yürek olurlar düşman karşısında. Belki annelik, belki kadın duygusallığı ya da memeleket hasreti.. Canım son zamanlarda çok acıyor. Katılarak ağlamak isterken sesim yüreğimden çıkamıyor. Ne olur, nasıl çözülür, birileri mutlaka biliyordur; ancak benim tek bildiğim daha fazla evlat kanıyla sulansın istemiyorum topraklarımız. Tüm gücümle haykırmak istiyorum “Yeter artık dursun bu hayâsızca akın!”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-4911200520489457670?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/4911200520489457670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=4911200520489457670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/4911200520489457670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/4911200520489457670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/03/yeter.html' title='YETER...'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-3140376085148768698</id><published>2008-03-02T08:49:00.000+03:00</published><updated>2008-03-02T08:59:56.113+03:00</updated><title type='text'>BEN GÜZELE GÜZEL DEMEM</title><content type='html'>Rusya denince ilk akla gelen, sarışın, uzun ince bacaklı Rus kızlarıdır herhalde. Özellikle Türkiye’de yapılacak bir ankette – erkekler arasında tabii ki – en çok gitmek istenen ülke burası çıkar bence. Peki nereden geliyor bu kızların ünü ve ne kadar hakkını veriyorlar bu övgülerin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’da yaşayan her Türk kadını gibi ben de kendimi bu tür muhabbetlerin içinde buldum, buraya geldiğimizden beri. Gerçekten de denildiği gibi mi, tam olarak bilmem elbette imkansız ancak bunca zamandır pek çok “güzel” kadın görmüşlüğüm vardır bizzat. Genetik miras, doğa koşulları, erken yaşta edinilen spor alışkanlığı ve yemek kültürlerinden olsa gerek düzgün fizikleri ve güneşi az gören bir iklimin sebebiyle de açık ten ve saç renklerine sahip bu hatunlar, biz koyu renkli, orta karar insanların dikkatini çekmektedir doğal olarak. Dış görünüşlerine ek olarak rahat tavırları, cüretkar giyim tarzları ve eğlence anlayışları, özellikle ‘ağır’ olmaları çocukluklarından beri aşılanan mazbut Türk kadınlarına kıyasla onları daha çekici kılmakta. ‘Hanım’ olmak, temiz aile kızı olarak tanınmak ve iyi terbiye görmüş olmak bizim ülkemizde hala genel geçer ahlak kuralları arasındayken, Türk erkeklerinin özellikle Rus kızlarına olan ilgisini anlamak mümkün mü sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bunca yılın kültür farkı bizi zıt kutuplar yapmakta. Ancak ben burada yaşadığım süre içinde her iki ülkede de bir çok değişiklik gözlemledim, kendi adıma. Türkiye’de gördüğüm kızlar yani yeni nesil inanılmaz güzelleşmiş bana göre. Genelde hepsi uzun boylu ve ince yapılı, son derece modern ve alımlı giyinmekte ve hepsinden önemlisi kızlar artık daha serbest. Örneğin bizim zamanımızda (inanın çok zaman geçmiş gibi gerçekten de) gece gezmeleri, kıyafetler, bakım vs gibi konular bize yabancıyken bugün neredeyse fönsüz, manikürsüz kız göremiyorum sokaklarda, alışveriş merkezlerinde. Hayata erken atılıp daha çabuk para kazananların ise altlarında arabalar.. Havalı ve kendine güvenen cıvıl cıvıl Türk kızlarını görünce gizli bir gururla beraber erken dünyaya gelmiş olmanın burukluğu da yok değil içimde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu sürede benim gözümle Rusya’da neler değişti? Belki alıştığım için bilmiyorum ama inanın ben artık sağda solda aman aman çok da güzel kızlar göremez oldum. Tabii ki bir çok hoş hatun var ama dönüp baktıracak kadar güzel olanlar azaldı gibi geliyor bana. Genç kızlar hafif balıketli olmaya başladılar (yaşasın McDonald’sJ). Moda anlayışımızdaki farklılıklar da bu kararımda etkili sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası Türk erkekleri artık buralara kadar zahmet etmesinler; etraflarına şöyle bir baksınlar, derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu arada hoş Rus kızlarıyla dolu bu şehirde bizlere sevgi ve sadakatla bağlı eşlerimizi de unutmayalım hanımlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-3140376085148768698?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/3140376085148768698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=3140376085148768698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3140376085148768698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3140376085148768698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/03/ben-gzele-gzel-demem.html' title='BEN GÜZELE GÜZEL DEMEM'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-1877469691949942085</id><published>2008-02-19T09:29:00.001+03:00</published><updated>2008-02-19T09:30:43.122+03:00</updated><title type='text'>Dost dost diye nicesine sarıldım</title><content type='html'>“İnsanın doğduğu yer mi yoksa doyduğu yer midir memleketi” diye diye artık burayı evimiz belledik uzun zamandır. Öyle ki Türkiye’ye gidişler ‘tatil’, burası ‘eve dönüş’ bizim için. Yerleşik düzene duyulan özlem, bavulla geçen haftaların bir an önce bitmesini diler hale getiriyor insanı ister istemez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralarda ailelerimizden uzak olmamız bizi eşimize dostumuza normalde olduğundan daha çok bağladı doğal olarak. Arkadaşlarımız ailemizin yerini doldurdu zaman zaman, ihtiyaçtan.. derdimizi, sevincimizi, anılarımızı ve hastalıklarımızı en yakınımızda olanlarla paylaştık; insan olmanın verdiği paylaşım güdüsüyle. Ve yine aynı sıkıntıları paylaşmanın verdiği hoş rehavetle..&lt;br /&gt;Ancak gurbette her konuda anlaşabileceğimiz, tam anlamıyla güvenebileceğimiz kalıcı dostlarımızı  ‘ilk görüşte’ kaçımız bulabildik? Kaçımız hatalar yaptık, yanlış yollara sapıp duvarlara tosladık ve kaçımız bunların bedelini ağır ödedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu doğası gereği yalnız yaşayamaz, yaşamamalı da. Burada hayatın biraz daha yavaş işlemesi, çoğumuzun (kadınların) çalışmıyor olması ve benim gibi ev kadını olmaya alışmamış olanların sıkıntıdan patlaması yüzünden bol bol gezip tozuyoruz; alışverişlere, kafelere, gece kulüplerine vs gidiyoruz, altın, dolar günleri yapıyoruz ve hepsinden ötesi bol bol laflıyoruz. Ve ister istemez kendi mahrem bölgelerimizin sınırlarını aşıp olması gerekenden fazla açıyoruz yüreklerimizi. Eğer karşımızdaki gerçek dostsa korkacak bir şey yok; ancak ne yazık ki insan her zaman çok emin olamayabiliyor bundan. Gerçek dost sandığınız ve özel bir sırrınızı paylaşmaktan sakınca duymadığınız bir kişinin bir süre sonra farklı bir yüzünü görüp, dahası söylediğinizi başkasından duyup kahrolmanız maalesef çok da şaşılacak bir durum değil artık günümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ancak kendi başına gelince idrak edebiliyor gerçeği; kimin iyi kimin kötü, kimin dost kimin düşman olduğu hoş olmayan şekillerde açığa çıkıyor er ya da geç. Acılar tecrübe oluşturuyor zaman geçtikçe ve bu tecrübeler daha mesafeli, daha kötümser olmaya itiyor bizi..&lt;br /&gt;Geride kalan üç beş ‘gerçek’ dost ise o kadar değerli ki kaybetmemek için üzerine titrer hale geliyorsunuz.. Ancak bazen de ömürlük dostlar ayrılmak zorunda kalıyor bu şehirden, sizden, paylaştığınız herşeyden.. Ama biliyorsunuz ki onlar hep var olacak; artık az görüşecek olsanız da her gördüğünüzde kuvvetli özlemle birlikte hissettiğiniz şey paylaşacak ne kadar çok şeyin biriktiği olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek dostları geç bulup tez kaybetmemeniz dileğimle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-1877469691949942085?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/1877469691949942085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=1877469691949942085' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/1877469691949942085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/1877469691949942085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/02/dost-dost-diye-nicesine-sarldm.html' title='Dost dost diye nicesine sarıldım'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-2985334778087938406</id><published>2008-02-13T09:30:00.000+03:00</published><updated>2008-02-13T09:31:50.385+03:00</updated><title type='text'>Mutluluk</title><content type='html'>Herhalde üzerinde en çok konuşulmuş kavramdır mutluluk. Yeryüzünde var olan insan sayısı kadar da farklı tanımı vardır. Kimi sıcak bir çorba içtiğinde, kimiyse kırmızı bir Ferrari’ye binince mutlu olur. Bazen de aynı durum aynı anda birden fazla kişiyi mutlu etmez; mesela bir anne, çocuğu sözünü dinlediğinde mutludur, çoçuksa kendi bildiğini okuduğunda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğun sözlük tanımı “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan doğan kıvanç durumu” (bkz &lt;a href="http://www.tdk.gov.tr/"&gt;www.tdk.gov.tr&lt;/a&gt;). Peki bu ne kadar doğru? İnsanın tüm isteklerine eksiksiz ulaşması ve bu durumun sürekli olması mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın gözü deryadan alınmıştır, derler; çünkü uğruna aylar, yıllar harcanan, deli gibi beklenen istekler karşılandığında kısa süreli tatmin duygusu yerini yeni istek ve/veya ihtiyaçlara bırakır. Çünkü elde edilenin değeri çabuk tükenir, ne yazık ki. Dolayısıyla mutluluk aslında sürekli olarak yenilenen istekler ve her zaman peşinden koşulacak yeni hevesler demek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğun bir başka boyutu da zamanlama belki de. İstenen ya da beklenen şeylerin ne zaman gerçekleştiğine bağlı olarak değişebilir durum. Mesela 20 yaşında kendi arabanı kullanıyor olmak, 30 yaşında trafikten bıkıp metroya kendini atabilmekten daha mı büyük mutluluk getirir, tartışılır. Yine 20 yaşında, insanın kafasını dinleyebileceği bir odası, kendi televizyonu olması müthiş bir şeyken 30 yaşında, yanında sohbet etmekten ve birlikte film izlemekten zevk alabileceğin birine sahip olmak imrenilecek bir durumdur bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insan çevresini saran ufak detaylarla öylesine meşguldür ki geri çekilip asıl büyük resmi göremeyebilir. İçinde bulunduğumuz, bizi boğduğu için kaçmaya çalıştığımız durum aslında bizi hayatımızın en muhteşem düşüne kavuşturacak yolun tam da üzerindedir belki de. Önemli olan, doğru zamanda doğru yöne bakabilmek ve gördüğümüzü doğru yorumlayabilmektir; aksi halde dilediğimiz hayat yanıbaşımızdan akıp giderken biz kaçırdıklarımız için dövünüp, gerçek mutluluğu pas geçebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir süredir sahip olduklarımı, içinde bulunduğum durumu sorgulamaktan vazgeçmeye, bunun yerine hayatımın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ve şu sıralar benim en büyük mutluluğum, Türk filmi tadında bana “anne” diyen minik oğlumun sesiyle uyanmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-2985334778087938406?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/2985334778087938406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=2985334778087938406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2985334778087938406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/2985334778087938406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/02/mutluluk.html' title='Mutluluk'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-6822307541099506662</id><published>2008-02-13T09:29:00.000+03:00</published><updated>2008-02-13T09:30:45.358+03:00</updated><title type='text'>Gitmek mi zor kalmak mı?</title><content type='html'>Sadece 3 sene kalmak üzere geldiğimiz Moskova’da altıncı yılımızı doldururken, uzun zamandır bazı şeylerin farklı olduğunu hissediyorum. İlk zamanlar uzunca bir askerlik gibi yaklaştığımız Moskova maceramız, sırasıyla gün, ay ve yıl sayarak geçti. İstanbul’a koşarak geri döneceğimiz, hayatımıza verdiğimiz bu zorunlu arayı kapatıp, kaldığımız yerden devam edeceğimiz günü bekledik uzun süre. Hep eşyalı evler tuttuk, fazla ödeyeceğimizi bile bile; geri dönüşte fazla yükümüz olmamalıydı zira. Henüz kendi evinde, eşyasında oturamamış biri olarak bunu uzun süre zor da olsa kabullendim. Attığımız her adımı, yaptığımız her tatili, edindiğimiz her arkadaşlığı hep dönüşümüz üzerine planladık, yaşadık yıllarca. Kesin dönüş yapan arkadaşlar geri kalanlara kıymetli ama taşınamayacak eşyalarını verirken, kendi eşyalarımı kafamda çoktan paylaştırmıştım ben de. Üç beş valiz ve kolim zihnimde hazırdı bile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken burada kalmamız gereken asgari süre tamamlandı, hatta biraz geçti; farklı sebeplerle, bir şekilde uzattık Moskova’da kalışımızı. Bir kaç sefer karar verip tarih de koyduk hatta kesin dönüş için, ama beklenmedik gelişmeler bizi buraya bağlamaya devam etti. Bu sürede İstanbul’a gidişlerimizdeki farkedemediğimiz azalmalar, aslında durumu gayet net bir şekilde ortaya koymak için uygun zamanı kollayan aklımın sisleri ardında duruyordu. Eşimin askerliğinin bitmesiyle beraber –dördüncü senemizin sonunda- İstanbul’daki dostlarımla geçirdiğim keyifli bir gecenin ortalarında birden farkettim içine düşmüş olduğum boşluğun. Bu insanlar kimdi? Benim 15 yıldır her adımımda yanımda olan, hemen hepsinin en kıvrak dönemeçlerini paylaştığım, aynı dili konuştuğum, çok özlediğim bu insanlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya Moskova’dakiler kimdi? Gurbeti paylaştığım, çok farklı geçmişlerden gelip ortak payda yakaladığım ama öncekilerden de bir hayli farklı olan bu insanlar.. Benim gerçek yerim neresiydi ve hangisiydi benim aslında olmak istediğim yer?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aidiyetini kaybetmek korkunç bir boşluk yaratıyor insanın içinde. Kendi zihnimin ve ruhumun arafta sıkışıp kalmasıyla başlayan bu boğuk dönem bir süre devam etti ne yazık ki.. Garip bir yabancılaşma ve hesaplaşma yaşarken, benim geri dönmek için deli gibi beklediğim zamanın 4 sene gerimizde kaldığını ve bu sırada sılada bıraktıklarımın hayatlarının ‘bensiz’ yürüdükleri kısmının acı gerçekliğini hissetmek oldukça ağır bir yük yükledi ruhuma. Ve aslında benim de 4 senedir ‘onlarsız’ yürüdüğüm kısım arkamda heybetli bir dağ gibi yükseliyordu. Gayet çıplak olarak karşımda duran gerçek şuydu: geri dönsem bile, asla hiç gelmemiş gibi olamayacaktım ve hayat asla bıraktığım gibi devam edemeyecekti. Başka sorunlar, ayrılıklar, hüzünler ve alışkanlıklar barındırarak, artık o eski ben olamayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duygusal arafımdan beni minicik elleriyle çıkaran oğlum sayesinde 2 senedir daha az hissediyorum bu kararsızlığı. Sanki zihnimden ötelersem yok olacak sandığım bu gerçek bugünlerde daha da yakın artık bana. Türkiye’ye dönüşümüzün oldukça yakın olabileceği bugünlerde garip bir dalgalanma var yüreğimde. Çok özlediğim ailem, şehrim ve dostlarım inanılmaz derecede yakınımda ama gidince bulamayacaklarımın korkusu da yeniden zihnime üşüştü; içinde burada bırakmak zorunda kalacaklarımı da barındırarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soranlara ‘hayırlısı, bilmiyorum, bakalım..’ gibi cevaplar verirken aslında ne dilediğimi bilememenin karamsarlığı fena halde üzerimde bu aralar.. Gitmek isteyen yanımla kalmak isteyenim sıkıca çarpışırlarken ben sadece seyrediyorum olan biteni. Ben veremiyorum bu kararı; gitmek mi zor kalmak mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-6822307541099506662?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/6822307541099506662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=6822307541099506662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/6822307541099506662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/6822307541099506662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/02/gitmek-mi-zor-kalmak-m.html' title='Gitmek mi zor kalmak mı?'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-3531690829759598306</id><published>2008-01-02T23:14:00.000+03:00</published><updated>2008-01-02T23:15:14.332+03:00</updated><title type='text'>Eski yılları ne yapalım..</title><content type='html'>2007’nin sonuna yaklaşırken daha neredeyse bir ay öncesinden itibaren Moskova’nın her yerinde süslü ağaçlar, cadde ışıklandırmaları, çiçekler ve yılbaşı süsleriyle bezenmiş vitrinler gözümüze çarpıyordu. Hediye telaşı, tatil organizasyonları, rezervasyonlar derken aslında bütün bunların sebebini durup düşünmedik hiçbirimiz bence. Tabii ki sebep yeni yılı en eğlenceli şekilde karşılamak. Ancak aslında farkında olmadan yaptığımız şey; hızla geçen hayata, bizden uzaklaşan gençliğimize ve güzel anılarımıza coşkuyla el sallamaktan ibaret ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmili yaşlarımın sonlarına doğru aklıma düşen bu fikir artık yaşgünleri, yıldönümleri ve yılbaşı gibi özel günlere bakış açımı değiştirdi ister istemez. Geçen her gün, girilen her yeni yaş ve kutlanan her yeni yılbaşı aslında bizi geri dönülmez sonumuza güle oynaya uğurlayan kaldırım taşları değil mi?&lt;br /&gt;Yeni yılı kutlarken yaptığımız hazırlıklar, sevdiklerimize aldığımız hediyeler, özenle hazırladığımız sofralar, eğlenceli bir gece geçirmemiz ve yeni umutlar taşıyan, geçen senelerden daha iyi olacağı beklentisinde olduğumuz kocaman bir yılı coşkuyla ve gülerek karşılamamız için aslında. Yeni yıla nasıl girersek tüm yılımızın öyle geçeceğine olan inancımızın etkisiyle ve her gelen yeniliğin mutluluk getirmesi temennileriyle bekliyoruz 2008’i de.&lt;br /&gt;Peki ya eski yıl? Coşkuyla yenisini beklerken arkamızda bıraktığımız, bir an önce kurtulmaya can attığımız eski yıllarımız? Oysa nasıl da mutlu geçmiştir kimbilir; kimimiz işinde yükselmiş, kimimiz anne olmuş, aşık olmuş, evlenmiş, kimimiz hayatının en büyük hayalini gerçekleştirmiştir 2007’de.&lt;br /&gt;İnsanoğlunun en büyük zaaflarından biri vefasızlık bence. Tabii ki geçen yıllar geri gelmiyor, geçmişte yaşamak imkansız ve yeni gelen yıla sevinmemek elde değil; ancak eskiyen herşeyin aslında bizden parçalar taşıdığını ve geride kalarak aslında bizi de eksilttiğini unutmamak gerek. Yani gelen yeni yılı karşılarken sevinçle, gidenlerin de layık olduğu hüznü eksik etmemek gerek bence..&lt;br /&gt;Yılın son günlerinde beni çok üzen bir haberin etkisiyle iç karartıcı da olsa, bu yazıyı okuyanlara eskilerini aratmayacak, yeni ve mutlu yıllar dilerim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:&lt;br /&gt;Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına&lt;br /&gt;Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır&lt;br /&gt;Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...&lt;br /&gt;ATAOL BEHRAMOĞLU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-3531690829759598306?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/3531690829759598306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=3531690829759598306' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3531690829759598306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/3531690829759598306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2008/01/eski-yllar-ne-yapalm.html' title='Eski yılları ne yapalım..'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5503183230306569620</id><published>2007-12-25T10:03:00.001+03:00</published><updated>2007-12-25T10:03:39.528+03:00</updated><title type='text'>MOSKOVA`DA ÇOCUK OLMAK..</title><content type='html'>Bu şehrin en çok nesini seviyorum diye düşündüğümde ilk aklıma gelen, çok geniş yeşil alanları olur herhalde (Mayıs – Eylül ayları arasında, şüphesiz). İstanbul’dan çok farklı olarak Moskova’da apartmanlar arasında çok büyük boş alanlar, her mahallede en az bir iki tane park, geniş yürüyüş yolları ve bir sürü de çocuk bahçesi var. İnsanın dikkatini çekecek kadar çok çocuk da olunca bu park ve bahçelerde, Rusların çocuklarına ne kadar önem verdikleri de ortaya çıkıyor. Hava kaç derece olursa olsun bebeklerini dışarıda gezdiren anneler ve büyükanneler, günün her saatinde şehrin profilinde göze çarpıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni evli olarak burada yaşamaya başladığımızda, aklımızda henüz çocuk sahibi olmak yokken gördüğüm kırmızı suratlı, astronot kıyafetli, maviş bebekler ilgimi çekerdi. Çünkü bizim ülkemizde hava sıcaklığı 10 derece civarına bile düşse çocuklar dışarıya çıkarılmazlar. Çıkarılsalar bile sarılıp sarmalanmaktan yüzleri görünmez. Çünkü soğuk hava bizde, özellikle de İstanbul’da hastalık getirir. Kar yağdığında okullar tatil olur olmasına da çocukları kartopu oynamaktan kimse alıkoyamaz. Oysa buradaki çocuklar için uzun bir zaman dilimi boyunca karda yürümek, oynamak sıradan olaylar. Yıllar önce buradan ayrılıp Ankara’ya dönen bir arkadaşın kızı ile ilgili anlatılan bir anektodu hiç unutmam. Küçük kız kreşe gitmektedir. Bir gün kar yağar ve hergün dışarıda oynayan çocuklar o gün sınıfta oturmak durumunda kalırlar. Bizim küçük kız buna anlam veremez ve annesine “kar yağdı diye neden dışarıya çıkamadığımızı anlayamadım..” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya ilk geldiğimde tanıdığım az sayıdaki Ruslar’dan sanat, spor, müzik ve yabancı dil gibi konularda ne kadar yetenekli olduklarını ve hemen hepsinin çocukluktan itibaren bu alanlara yönlendirildiklerini öğrendiğimde çok etkilenmiştim. “Ağaç yaşken eğilir” atasözü Rusça’dan dilimize geçmiş olabilir mi diye düşündüğümü itiraf etmek zorundayım. Türk arkadaşlarımın kreşlere giden çocukları sayesinde, daha küçücük yaşlarda birçok faaliyete başlandığını ve bunun ancak bir yaşam tarzı olarak benimsenmesiyle bu disipline sahip olunabileceğini farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’da bolca bulunan kreşler, her mahallede birkaç tane olmakla beraber, son derece cüzi ücretler karşılığında tüm gün hizmet vermekte. 3 öğün verilen yemeklerde çocuklara kendi kendilerine yeme – içme adabının öğretilmesi, öğle uykusu alışkanlığı kazandırılması ve spor, müzik, dans, resim gibi dallardan bazılarının çocuklara aşılanması karşılığında gerçekten de komik sayılacak bu miktarların ne yazık ki Türkiye’de, özellikle de büyük şehirlerdeki kreş ücretlerinin çok çok altında kalması düşünülmesi gereken bir konu bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova’da yaşayan miniklerin bir başka şansı da kendileri için planlanan bir çok eğlence imkanları olması. Sirkler ve hayvanat bahçeleri sanırım her çocuk ve hatta yetişkin için büyüleyici dünyalar. Moskova’ya gelmeden önce bir kez Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’ne, bir kez de İstanbul’daki Gülhane Parkı’na gitmiş biri olarak bir hayvanat bahçesinde ne kadar çok hayvan çeşidi olabileceğini ancak burada görebildiğimi itiraf etmeliyim. Yine Türkiye’deki sirk sayısıyla kıyaslamaktan utandığım Moskova Sirkleri de mutlaka görülmeli. Bir çocuğun gözüyle bu renkli dünyaların nasıl etkileyici olabileceğini sanırım söylememe gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine uzun süren karlı kış boyunca kayak ve/veya kızak malzemeleri ile şehir içindeki eğlenceli mekanlarda geçirilen bir haftasonu, Türkiye’de ancak belirli gelir grubunun çocuklarının edinebileceği şanslı bir ayrıcalık bize göre ne yazık ki...&lt;br /&gt; Moskova çocuklar için bulunmaz imkanlarla dolu masal şehri adeta; tabii bu fırsatları onlara seve seve sağlayacak anne-babalara sahip olan minicikler için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5503183230306569620?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5503183230306569620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5503183230306569620' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5503183230306569620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5503183230306569620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/moskovada-ocuk-olmak_25.html' title='MOSKOVA`DA ÇOCUK OLMAK..'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5800653713438636198</id><published>2007-12-18T17:58:00.000+03:00</published><updated>2007-12-18T18:00:03.074+03:00</updated><title type='text'>GEZİLECEK ŞEHİR  MOSKOVA</title><content type='html'>Uzun zamandır Kızıl Meydan eskisi kadar çarpmıyor beni; en müthiş güzellikler bile zamanla albenisini yitiriyor insanın gözünde ne yazık ki. Bazen bir yere giderken yanından geçtiğimde farkediyorum, aslında nerede yaşadığımı. Demek ki ben çoktan alışmışım burada olmaya; bir zamanlar sadece resim ve filmlerde gördüğüm bu büyülü, mistik şehirde yaşamaya. Öyleyse ben çoktan kendi şehrimden buraya transfer etmişim aklımı ve bedenimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ilk gördüğüm an bugün gibi aklımda St. Basil Katedrali’ni; inanamamıştım karşısında durduğuma. Puslu ve gri bir Şubat öğleden sonrasında tüm heybeti ve büyüleyiciliği ile bana aslında nerede olduğumu hatırlatmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce, okul, iş zamanları yurtdışında yaşamaya hevesli çok arkadaşım vardı; Amerika, Avrupa üzerine planlar yapan bir dolu genç insan. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal şartları, çok iyi eğitim almış bir çok insanı kendi yurtlarından kaçmaya zorlar halde uzun zamandır, ne yazık ki.. O zamanlar aklımın ucundan bile geçmezdi birgün yurtdışında yaşayabileceğim, hele ki Moskova’da. Küçüklüğümden bu şehirle ilgili aklımda kalanlar; buz gibi soğuk hava, okunması imkansız bir alfabe, Olimpiyat oyunlarında bir sürü şampiyon atlet, satranç ustaları Karpov ve Kasparov (hangisi daha iyiydi hatırlayamadığım), kafası lekeli adam, Rocky 4 filmindeki Ivan Dragon ve Kızıl Meydan’a uçağıyla inen çılgın pilot..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafirlerimizle birlikte en turistik mekanlarını gezerken bu şehrin; onların hayranlıkları ve soruları karşısında farkettim ki Moskova, kısa süreli gezmek için muhteşem bir kent, hele ki baharda. Trafik, soğuk hava ve kalın paltolar olmadan çok başka bir çehresi var. Peki ya Moskova’da yaşamak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yaşayan yabancıların en çok karşılaştığı sorun sanırım polisler ve ırkçılardır; hele bir de esmerseniz, trafikte veya metroda polis tarafından çakılan şık bir selamın ardından ‘Dokümanlar’ınızın istenmesı rutin hale gelir. Yine metroda ırkçılar tarafından saldırıya uğramış bazı Türkler’in hikayeleri ister istemez tedirgin olmamıza yol açmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik, son yıllarda artarak büyüyen problemlerden biriyken, metro kullanmayı tercih edenler içinse, iş saatlerindeki kalabalıktan faydalanan yankesicilerin azizliğine uğramak işten bile değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken kararan hava, yüzünü unutturan güneş ve en kötüsü sıcacık ve yardımsever insanlardan uzakta yaşamak gibi durumlar, buradaki hayatımızın ne yazık ki diğer önemli zorlukları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde İstanbul’da yaşamış ya da kısa süre için bile olsa bulunmuş olanlar iyi bilir ki, bu şehirde yaşamak da her babayiğidin harcı değildir. Kalabalık, gürültülü, tehlikeli ve sinir dozu yüksektir. İşe, okula gitmek saatler sürer – hele ki karşı taraftan geliyorsanız-. Belli saatlerde belli caddeler, gerekli ustalıklarla kolay geçilir ancak planda olmayan bir kazı, anlamsız bir yol çalışması gibi nedenlerle delirmeniz kaçınılmaz olabilir. Akıl almaz taksi ve minibüs şoförleri ise anlatılacak gibi değildir. Ancak içindeyken anlayamadığınız bir şey vardır; burası sizindir. Huyuyla suyuyla, iyisi kötüsüyle, hırlısı hırsızıyla sizden bir parçadır. Alternatifi olmayan, her gün içinizden yoluna, insanına sayıp döktüğünüz, içinde boğulacak gibi olduğunuz dev bir karmaşadır İstanbul. Ve ancak İstanbul’a hasret kalınca anlarsınız ki bu şehir bir başka güzel, farklı ve nefes kesicidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki Moskova aklımı ve bedenimi almış içine çoktan, ancak ruhum hala İstanbul’da...&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım, &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Püfür püfür bir vapurun yan tarafında...&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5800653713438636198?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5800653713438636198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5800653713438636198' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5800653713438636198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5800653713438636198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/gezilecek-ehir-moskova_18.html' title='GEZİLECEK ŞEHİR  MOSKOVA'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5004282665407652099</id><published>2007-12-13T21:46:00.001+03:00</published><updated>2007-12-18T18:01:05.965+03:00</updated><title type='text'>AŞIK KADINLAR ŞEHRİ</title><content type='html'>Moskova`da yaşayan ve benim tanıdığım kadınların hemen hepsi eş durumundan bu şehirdeler. Türkiye’de işleri, evleri, kırk yıllık arkadaşları, tanıdık manavları, kitapçı dükkanları olan ve buraya geldikten sonra da yeni ve zorlu bir hayata başlamak durumunda kalan cesur kadınlar hepsi de... Bu cesareti onlara sağlayan tek şey de AŞK bana kalırsa. Zira ancak çok kuvvetli duygular bir insanı köklerinden nazikçe koparıp başka topraklarda can bulmaya cesaret verebilir. Ve ancak aşk olabilir, uğruna bunca hayatın terkedildiği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de buradaki bir çok `kader arkadaşım` gibi evlilik yoluyla bu şehre gelenlerdenim; hatta sanırım en çılgını, çünkü henüz 24 saatlik evliydim Moskova’ya ilk geldiğim gün. İlk kez kendime ait bir evim ve o evi paylaşmaya can attığım eşimle geçireceğim bir hayat vardı önümde. Ancak geride bıraktıklarımın eksikliği de sevincime burukluk katmaktan geri kalmadı hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok farklı hayata tanıklık ettik bunca yıl. Onlarca insan tanıdık, birbirinden farklı hikayeler duyduk. Yeni aile kuranlar, ailelerini buraya taşıyanlar, maalesef aile kalmayı başaramayanlar ve en acısı da iki farklı aile hayatı yaşayanlar... Hayat her zaman her istediğimizi aynı anda vermiyor tabii ki; ancak önceliklerimiz, değerlerimiz ve hayata karşı sağlam duruşlarımız bence bizi insan olmaya götüren. Farklı bir hayata uyum sağlamak, hele ki okul çağında çocukları olan aileler için çok zor elbette. Türkiye’deki hayatlar bazen o kadar çabuk bırakılamayabiliyor. Aşkın önüne geçen başka durumlar da ortaya çıkabiliyor. Ancak aslolan tek gerçek var bütün bu karmaşık his alemlerinde: herkes eteklerindekini dökmek ve ne istediğini, geçerli sebepleriyle birlikte karşısındakine iletmekle yükümlü. Aksi halde bir ev, çocuklara rahat bir gelecek ya da kariyer arzusuyla çıkılan bu yolculuk, hiç umulmayan bir durakta sona erebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şehirde inatla yaşamaya devam eden aşık Türk kadınları ve onların değerini bildiklerine inandığım sevgili eşleri! Lütfen sevginize, hayat ortaklığınıza, çocuklarınızın geleceğine ve en önemlisi aşkınıza sahip çıkın! Sizi buraya getiren ve yıllarca – herşeye rağmen – yaşamanıza sebep olan o ilk zamanki hislerinizi hatırlayın ve sımsıkı sarılın birbirinize; sarılın ki `Kırık Kalpler Şehri` olmasın Moskova...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;SEN&lt;br /&gt;Sen esirliğim ve hürriyetimsin,&lt;br /&gt;Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,&lt;br /&gt;Sen memleketimsin.&lt;br /&gt;Sen ela gözlerinde yeşil hareler,&lt;br /&gt;Sen büyük, güzel ve muzaffer&lt;br /&gt;Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5004282665407652099?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5004282665407652099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5004282665407652099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5004282665407652099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5004282665407652099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/aik-kadinlar-ehri.html' title='AŞIK KADINLAR ŞEHRİ'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-1385469257180674270</id><published>2007-12-13T21:44:00.001+03:00</published><updated>2007-12-18T18:01:42.624+03:00</updated><title type='text'>BE YOURSELF, NO MATTER WHAT THEY SAY..</title><content type='html'>Moskova sokaklarında yalnız dolaştığım ilk günlerde, kulağımdaki walkman’de Sezen Aksu çalıyordu. Metrodan çıkıp Kızıl Meydan’a doğru ilerlerken “küçüğüm, daha çok küçüğüm o yüzden bütün korkularım..” bana cesaret veriyordu. Tek başıma, etrafımdaki konuşmaların bir kelimesini bile anlamadan yürürken, bir cesaretle polaroid fotoğraf çeken yaşlı bir adamın yanına gidip “mojna foto” dedim. Sırtımı St. Basil Katedrali’ne dönüp son derece klişe bir fotoğraf çektirdim. Ve işte ben bir masal kitabının içinden çıkmış gibi duran renkli kubbeli yapıtın önünde gurur ve burukluk taşıyan bir gülümseme ile duruyordum. Tarih 13 Mart 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar içinde Rusça öğrendim, ruslarla çalıştım, Rus tanıdıklarım oldu. Yemeklerini, kahve ve tatlı kültürlerini öğrendim; bazılarını sevdim, bazılarını ise asla tekrar denemedim. Hangi malzemelerle nasıl değişik yemekler yapılabildiğini, rus malzemelerinin bizim yemeklerimizde ne şekilde kullanılabileceğini ve yeni tarifler uydurabilmeyi öğrendim zaman içinde. Evimizde Türkçe televizyon programları, filmler, diziler izledik; Türk gecelerinde kendi dilimizde şarkılarla eğlendik; internetten tüm gazeteleri Türkçe okuduk, Türk lokantalarında buluştuk, arabamızda Türkçe kasetler çaldık ve inatla bavul bavul Moskova’ya taşıdığımız Türk ürünleriyle kahvaltılar, bulgur pilavları, kuru fasulyeler hazırladık; Türk kasaba kestirdiğimiz helal etlerimizle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası asla alışkanlıklarımızdan vazgeçmedik; hatta bize uyan, hoşumuza giden farklı yerel tatları da bizimkilere adapte ederek yenilerini edindik. Bambaşka bir ülkede kendimiz olmayı sürdürebildik. İngiliz şarkıcı Sting’in o ünlü şarkısında dediği gibi :&lt;br /&gt;&lt;em&gt;I don't take coffee, I take tea my dear (Kahve değil, çay alırım)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;I like my toast done on one side (Tostumu tek tarafı pişmiş severim)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;And you can hear it in my accent when I talk (Ve konuştuğumda aksanımdan anlayabilirsin)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;I'm an Englishman in New York (Ben New York'ta bir İngiliz'im)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Be yourself, no matter what they say.. (Ne dediklerine aldırma, kendin ol)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde izlediğim bir Alman filminde; Berlin’in “Küçük İstanbul” diye adlandırılan bir mahallesinde azınlıkta kalmış bir Alman gencinin tutucu bir aileden gelen Türk kızıyla yaşadığı evlilik serüvenine gülerken benzer düşünceler canlandı zihnimde. Kuşaklar boyunca Almanya’da yaşayan ancak asla gelenek – göreneklerinden ödün vermeyen ve hatta bahsi geçen mahallede de olduğu gibi, Almanlar’dan daha çok mal ve söz sahibi olan Türkler, geçtiğimiz seçimlerde ülkenin kaderini etkileyecek çoğunluğa da sahip değil miydiler? Yine aynı Türkler her köşe başına Türk marketleri açıp, sokak aralarında usulünce sünnet düğünleri yapıp, kurbanlar kesip, parlamentoya milletvekili sokabiliyorlar, değil mi?&lt;br /&gt;Serbest Dolaşım, Gümrük Birliği, Avrupa Topluluğu, Beyin Göçü, Globalleşme vs. gibi 20. yüzyıl akımlarından doğan bu sonuçlar, bugün bizim buradaki durumumuzu gayet net ortaya koymaktadır bence. Yani aradan geçen uzun yıllar sonunda kendimizi Türk-Rus ortaya karışık bir kültür yaratmış olarak gördüğümüzde, önlenemez bir gurur taşıdığımızı da inkar edemeyiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-1385469257180674270?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/1385469257180674270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=1385469257180674270' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/1385469257180674270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/1385469257180674270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/be-yourself-no-matter-what-they-say-ne.html' title='BE YOURSELF, NO MATTER WHAT THEY SAY..'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-5305526235664820921</id><published>2007-12-13T21:41:00.000+03:00</published><updated>2007-12-13T21:42:58.947+03:00</updated><title type='text'>MTKO (Moskova Türk Kadınları Organizasyonu)</title><content type='html'>Geçenlerde olağan aylık toplantılarımızdan birinde yeni gelen birçok arkadaş tanıdık. Kimi birkaç hafta, kimi ise birkaç ay önce gelmiş Moskova’ya; hepsi de eş durumundan elbette. Kendilerini tanıttılar, kısa da olsa hikayelerini paylaştılar. Buraya kadar gelmiş olmaları, bu topluluğu bulmaları ve hatta bir süredir bazılarının birbirleriyle yakınlaştığını görmek garip hisler uyandırdı bende...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce benim ancak geldikten 8 ay sonra katılmam mümkün olabilmişti organizasyona. Gelir gelmez önce dil öğrenmek, ardından iş bulmak ve de yüksek lisans tezimi bitirebilmek için kütüphaneleri aşındırmakla meşgul olduğumdan; organizasyon ile ilişkili kimseyi tanıyamamış ve dolayısıyla da benim gibi kadınların burada neler yapıp da delirmediklerini anlayabilmem mümkün olamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için açık bir pencereden gelen temiz bir hava gibiydi organizasyona katılmam. Belirli aralıklarla bir araya gelen, birbirinden sosyal, kültürel, eğitim ve yaşanmışlıklar açılarından çok farklı olup da ortak paydaları eşlerinin peşlerinden buraya gelmek olan birçok kadın vardı bu şehirde. Hepsi de aktif, Türkiye’deki hayatlarında (biz buna ‘önceki hayatlar’ diyoruz) çalışan, üreten birçok kadın burada da boş duramamış, durmak istememiş ve 1995 yılında MTKO’yu kurmuşlar. İçlerinde çeşitli yetenekleri olan ve bunları diğerleri ile paylaşan; kendi çektikleri sıkıntıları yeni gelenlerin çekmemeleri için bu arkadaşları ‘sokak sokak’ gezdirmekten kaçınmayan; Türk kültür ve dilinden uzakta büyütmek zorunda kaldıkları çocuklarını burada biraraya getirip, kısıtlı da olsa onlara özlerini öğretebilmek ve hayat sanki normal akışında ilerliyormuşçasına eşlerine destek olabilmek adına nelerden vazgeçmek zorunda kalan, harika örnekler kazandırdı bana MTKO.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son yıllarda bu organizasyonun devamlılığı ile ilgili bazı sorunlar yaşanmakta. Öncelikle belirtmeliyim ki yönetimde olmak ve bir yıl boyunca (Ekim – Mayıs ayları arasında, toplam 8 aydan oluşan faaliyet yılı) aylık genel kurul toplantıları; yılın başında eşlerin de katıldığı tanışma yemeği, yılbaşı ve Türk balosu adları altında iki tane müzikli ve sanatçılı gece; özel günler için toplantılar (8 Mart Kadınlar günü, bayram kahvaltıları), yeni gelenler için kahvaltı ve kapanış yemeği düzenlemek; yeterli katılımcı bulmak ve sponsorlar yardımıyla mali konuları organize etmek oldukça zor işler. Herşeyin ötesinde bu işlere gönüllü olmak, bazen aile hayatınızdan fedakarlık etmek ve bozulan sinirlere, ilişkilere sahip olmak herkesin altından kalkabileceği yükler değil. Bütün bunların ötesinde yaşatılmak istenen müthiş anlamlı ‘Çocuk Kulübü’ ise apayrı bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk senelerde çekişmeli başkanlık yarışmaları, kalabalık ve görev dağılımının bilincinde yönetim kurulları ve düzenli çıkan gazeteyi görmeye alışan bizler için son 3 yıldır yaşanan organizasyonu sahiplenmeme, taşın altına elini koymama ve sorumluluktan kaçıp sadece eleştirme misyonları güden anlayış ne yazık ki hüzün verici. Çünkü organizasyonun devamlılığı saglanamamakta, yeni gelenlerin birbirlerini ve eski olanları bulması; insanların burada sosyal bir hayat yaşayarak kendi memleketlerinin eksikliğini bir nebze de olsa azaltmasi gibi ihtiyaclari yerine getirilememekte ve birçok mutsuz insan, aile ve topluluk yaratmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda organizasyon için çalışıp didinen arkadaşlarımızın üç aşağı beş yukarı aynı insanlar olmaları hem onları yormakta ve bunaltmakta hem de yeni fikirler, mekanlar, imkanlar yaratılmasını sekteye uğratmaktadır ne yazık ki. Bu arkadaşlarımızın tek dileği organizasyonumuzun faaliyetlerine devam etmesi; burada yaşadıkları sürece de bu konuda ellerinden geleni yapacaklarından eminim. Ancak, elbirliği ile omuzlanan yüklerin ne kadar hafiflediğini de hatırlatma gereği duymaktayım.&lt;br /&gt; Moskova’lı Türk kadınları (tabii ki Türk eşleri olan, Türk kültürünü sahiplenen ve artık bizden biri olmuş Rus kadınları da dahil edilmektedir bu tanıma) artık kendi paylarına düşeni yapmak için harekete geçmeli ve bu işlerin bir ucundan – ellerinden geldiği kadarıyla – tutmalıdırlar. Hepimizin bu organizasyona ve tüm yükü üstlenenlere bunu borçlu olduğumuza inanıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-5305526235664820921?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/5305526235664820921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=5305526235664820921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5305526235664820921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/5305526235664820921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/mtko-moskova-trk-kadnlar-organizasyonu.html' title='MTKO (Moskova Türk Kadınları Organizasyonu)'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-217591406833376532</id><published>2007-12-13T21:26:00.000+03:00</published><updated>2007-12-13T21:30:23.896+03:00</updated><title type='text'>FARK, FARKLILIK YA DA NE FARKEDER</title><content type='html'>6 sene önce Moskova’da yaşamaya başladığımız zamanlarda tatil için Türkiye’ye gittik. Tabii merak edilen bir çok soru vardı bizi sevenlerin aklında.  Sorulan soruların en başında şu geliyordu: “Nasıl bir yer, bizim ülkemizden ne farklılıkları var?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Biz de, defalarca tekrarlamaktan ezberlediğimiz şu farklılıkları sayıyorduk;&lt;br /&gt;* Metrosu muhteşem, hızlı ve tüm şehri kapsıyor,&lt;br /&gt;* Dünyanın en güzel müzelerinden bazıları bu şehirde (St. Petersburg’daki Hermitage müzesini de katmak isterim)&lt;br /&gt;* Normal caddeleri bile bizim otobanlardan geniş,&lt;br /&gt;* Cok geniş yeşil alan, park, çocuk bahçesi vs var,&lt;br /&gt;* Kızıl Meydan’ın dibine bile araba park edebiliyoruz,&lt;br /&gt;* Trafik belli saatler dışında açık,&lt;br /&gt;* Cadde isimleri apartmanlarda yazılı; cadde adı ve bina numarası ile her adres çok kolay bulunabiliyor,&lt;br /&gt;* Elektrik, gaz, benzin çok ucuz; şehiriçi telefon görüşmeleri ücretsiz,&lt;br /&gt;* Dükkanlardaki tüm malların üzerinde fiyatları belirtiliyor,&lt;br /&gt;* Gece geç vakitlerde kadınlar rahatça gezebiliyorlar :)&lt;br /&gt;* Neredeyse her köşe başında döviz bozdurabileceğiniz 24 saat açık yerler var,&lt;br /&gt;* IKEA diye muhteşem bir mağaza var :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bunlar olumlu farklılıklar, peki ya olumsuz olanlar?&lt;br /&gt;* İngilizce bilmeyen çok insan var,&lt;br /&gt;* Hava sıcaklığı (ya da soğukluğu) -32 dereceye kadar inebiliyor,&lt;br /&gt;* Yön tabelaları, metrodaki istasyon adları, müzelerdeki açıklamalar sadece rusça; turistler ve rusça bilmeyenler için tek başına gezilmesi çok zor,&lt;br /&gt;* Insanlar soğuk, mesafeli ve hatta agresif (herkes değil,tabii ki)&lt;br /&gt;* Satış elemanları yardımsever değiller.&lt;br /&gt;* Ev kiraları İstanbul’a kıyasla daha yüksek.&lt;br /&gt;* Moskova İstanbul değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan geçen bunca yılın sonunda, bugün bu soruyu tekrar cevaplandırmam istense birçok maddenin değişmesi gerekeceğini düşünüyorum. Örneğin;&lt;br /&gt;* Arabanızı park ettiğiniz yere çok dikkat etmeniz gerek, yoksa döndüğünüzde arabanızı hangi araba parkına çekilerek götürüldüğünü bulmanız ve kurtarabilmeniz tüm bir gününüze mal olabilir, (Tecrübe ile sabittir)&lt;br /&gt;* Trafik anlamsız bir şekilde günün hemen her saati birçok yönde tıkalı ve gün geçtikçe trafiğe çıkan araba sayısı artmakta,&lt;br /&gt;* Elektrik ve benzin oldukça zamlandı ve şehiriçi telefon görüşmeleri ne yazık ki ücretli L&lt;br /&gt;* Ev kiraları inanılmaz şekilde arttı; orta düzeyde temiz ve güvenli bir apartman dairesinin kirasıyla İstanbul’da lüks bir yerde ev tutmak neredeyse mümkün,&lt;br /&gt;* IKEA artık Türkiye’de de var :)&lt;br /&gt;* Havalar, küresel ısınmanın endişe verici boyuttaki etkisiyle olsa gerek gayet ılımlı (Kasım ortasına kadar neredeyse kar bile yağmadı)&lt;br /&gt;* Yön tabelaları ve metrodaki istasyon adları artık hem rusça hem ingilizce,&lt;br /&gt;* Insanlar o kadar da soğuk olmayabiliyor.&lt;br /&gt; Kısacası tüm dünya gibi Moskova da değişiyor, iyi ve de kötü yönlerde. 6 yılın sonunda benim için kesinlikle değişmeyen tek madde var: “Moskova İstanbul değil…”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-217591406833376532?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/217591406833376532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=217591406833376532' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/217591406833376532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/217591406833376532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/fark-farklilik-ya-da-ne-farkeder.html' title='FARK, FARKLILIK YA DA NE FARKEDER'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1905113478393129788.post-7348722229992398023</id><published>2007-12-13T21:24:00.000+03:00</published><updated>2007-12-13T21:31:37.247+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moskova'/><title type='text'>MERHABA !</title><content type='html'>Merhaba herkese,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları, olayları, yorumları okumak çok güzel.. Okunana katılıp yorum yapmak veya ters düşüp eleştirmek, yazar için en güzel geri beslemedir sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde yine bu sitede çıkan bir yazıya (bkz Moskova Muhtarı –Kış uykusu konulu yazı) tepki mail’i atınca farkettim ki tepki verme hakkını kendimde bulabilmem için, önce kendi görüş ve yorumlarımı belirtmem gerek. Aksi halde “yapan yapar, yapamayansa eleştirir” kalıbına girmekteyim. İşte bu düşüncelerle ben de kendimce sesimi ulaştırmak istedim, altı yıldır yaşadığım bu soğuk şehirden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya ilk kez gelen herkes gibi ben de önceleri korkak, çekingen ve önyargılıydım. Nasıl olmayayım ki? Dil desen çözülecek gibi değil; hava koyu, soğuk ve saldırgan… Metro ile gezerkenki tedirginliğimi ise bugün bile ürpererek hatırlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk geldiğim günlerde yazdıklarım arasındaki şu paragrafta tanımlamışım biraz hislerimi:&lt;br /&gt;“Aynı hamurdan yoğrulduğum insanların dilleri benden çok uzakta dönüyor; sıkılıyorum. Anlatacak, anlayacak onca şey içinde ‘anlamıyorum’ diyebiliyorum sadece. Benim olan evimde, benim olmayan dilde yazılar okuyorum. Kocaman bir düğümün bir tarafından bir ip bulup çekmeme az kaldı biliyorum. Gayretim kendimden büyük!” (şubat 2002)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar içinde Moskova’nın farklı yüzleri yansıdı hayatıma; önce tek başıma ve eşimle gezdim bu şehri en turistiğinden. İnsanlar tanıdım; arkadaşlar, dostlar edindim zaman içinde. Derken herşeyin tam yerini, gizli köşeleri, alışveriş cennetlerini keşfettim. Bunlarla beraber –idareten- rusçam oldu. Yolları, kuralları, raconları öğrendim; - bazıları pahalıya patlasa da- çokça tecrübe biriktirdim kendi hesabıma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi nerde yeni gelen birini görsem ilk zamanlarımı hatırlarım. Ve aklımca onlar da aynı sıkıntıyı yaşamasın diye elimden geleni aktarmaya çabalarım. Oysa ki herkes kendi payınca çekmek zorundadır aynı veya benzer sıkıntıları başlarda… Kimsenin tecrübesi kimseye yeterince ders olamıyormuş ne yazık ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılmadan sıkmadan, yavaş yavaş anlatırım umarım; dinleyen bulunursa elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, mutluluklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem Bağcı&lt;br /&gt;9 Kasım 2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1905113478393129788-7348722229992398023?l=ozlembagci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozlembagci.blogspot.com/feeds/7348722229992398023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1905113478393129788&amp;postID=7348722229992398023' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7348722229992398023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1905113478393129788/posts/default/7348722229992398023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozlembagci.blogspot.com/2007/12/merhaba.html' title='MERHABA !'/><author><name>matrushka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13277352008724010965</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
